Tag-Archive for » ünlü ressamlar «

Jan Vermeer

Image Hosted by ImageShack.us

Johannes – Jan Vermeer
1632-1675
Evlerin içindeki gündelik hayatı betimlediği tablolarıyla
tanınan Hollandalı Barok ressam. Vermeer yaşamı boyunca
başarılı, taşralı bir tür ressamı olarak tanındı.
Göreceli olarak çok az tablo ürettiği ve ölümünün
ardından eşi ve çocuklarına borç bıraktığı için
zengin bir adam olarak anılmamaktadır.

Vermeer, parlak renkler, peygamberçiçeği mavisinden
sarıya kadar pahalı boya maddeleri kullandığı resimleri
üzerinde son derece dikkatli ve yavaş çalıştı.
Tablolarındaki ışık kullanımı ve ustalıklı işleyiş
ile ünlendi. Çalışmalarında çoğunlukla açık bir sevgi
teması özellikle de aşk hastalığı dikkat çeker.
Onun eserlerinde yarattığı dünya yaşadığına göre
çok daha kusursuzdu.

Ölümünün ardında bir yüzyıl boyunca unutulan Vermeer,
1866 yılında sanat eleştirmeni Thoré Bürger tarafından
tekrar keşfedildi. Bürger, Vermeer’in 66 eseri hakkında
bir makale yayınladı (bugüne bu eserlerden 35 tanesinin
onun olduğu kabul edilmektedir) O günden itibaren
Vermeer’in ünü büyüdü ve Hollanda Altın Çağı’nın en
önemli ressamlarından biri kabul edilmeye başlandı.
Konu başlıkları

Yaşamı

Vermeer’in yaşamı hakkında çok az bilgi vardır. Delft
kentinde resim yaparak yaşamını kazandığı düşünülmektedir.
Ressamla ilgili kaynaklar bazı devlet kayıtları ve diğer
ressamların yorumları olduğu için Thoré Bürger onu
“Delft’in Sfenksi” olarak andı.[3] John Michael Montias,
Vermeer hakkında Vermeer and his milieu: a web of social
history isimli bir biyografi yazdı. Bu biyografide de
ressamın yaşamından çok o dönemki sosyal hayat anlatıldı.
1652′de Delft

Gençliği

31 Ekim 1632′de Johannes Reform Kilisesi’nde vaftiz edildi.
Babası Reijnier Janszoon orta sınıf bir ipek işçisiydi.
Bir süre Amsterdam’da ressamların yaşadığı bir sokakta
kaldıktan sonra 1615 yılında Digna Baltus ile evlendi
ve çift Delft’e taşındı.[6] 1620′de kızları Gertruy’u
vaftiz ettirdiler. 1630′larda Reynier Janz resim ticaretine
başladı. 1631′de ise Uçan Tilki isimli bir han aldı.
On sene sonra pazar meydanında daha büyük bir han aldı.
Vermeer’in babası 1652′de vefat etti.

Evliliği ve ailesi

Bir protestan kilisesinde vaftiz edildiği bilgisine rağmen
Johannes Reijniersz Vermeer, katolik bir kız olan Catherina
Bolenes ile evlendi.
Süt Döken Kadın (1658-1660)

Evliliğin kutlaması küçük bir köy olan Schipluiden’de yapıldı.
Damat için bu, kârlı bir evlilikti çünkü kayınvalidesi Maria
Thins, Vermeer’e göre çok zengin bir kadındı. Büyük ihtimalle
5 Nisan 1653′teki nikahtan önce ressamın katolik olmasını da
o istemişti.

Bazı uzmanlar Vermeer’in katolikliğine şüpheyle yaklaşmaktadır.
Fakat ressam Katolik İnancının Alegorisi (1670-1672) isimli
tablosunda komünyon inancını anlattı. Bu tablo, gizli bir
kiliseye sahip bir katolik için yapılmıştı.[8] Vermeer,
evlerinin ikinci katındaki odasında hayatının sonuna kadar
resimler çizdi. Eşi ressama on dört çocuk doğurdu.
u çocukların on tanesi yaşayabildi (üç erkek ve yedi kız).

Kariyeri

Vermeer’in bir ressamın yanında çırak olup olmadığı ve eğer
olduysa o ressamın kim olduğu belirsizdir. Genellikle kendi
kasabasında çalıştığına ve öğretmeninin ya Carel Fabritius
ya da Leonaert Bramer olduğuna inanılır. Kendi kendine resim
yapmayı öğrenmiş olabileceği gibi, babasının bağlantıları
sayesinde bir eğitmen tarafından eğitilmiş de olabilir.
Şarap Bardaklı Kız, 1660

29 Aralık 1653′te, Vermeer ressamlar için ticari bir kuruma
üye oldu. Kurumun kayıtlarına göre Vermeer üyelik için gerekli
ücreti ödememişti. Bu da onun finansal durumunun kötülüğü
hakkında bir ipucu olabilir. 1657′de yerel bir sanat
oleksiyoncusu olan Pieter van Ruijven ile tanıştığı ve
Ruijven’in Vermeer’e para verdiği düşünülmektedir. 1662′de
ise Vermeer kurulun yöneticiliğine seçildi. 1663, 1670 ve
1671′de bu makama tekrar seçilmesi çevresi tarafından takdir
edildiğinin bir kanıtı olabilir.

Vermeer her tablosu üzerinde teker teker çalışan ve senede
en fazla üç eser üreten bir ressamdı. 1672 yılında XIV.
Louis’nin komutasındaki Fransız ordusu güneyden saldırarak
Hollanda Cumhuriyeti’ni işgal etti. Bu sırada İngilizler de
ülkeye savaş açmıştı ve doğudan da iki Alman piskoposu
Hollanda’ya zarar vermeye çalışıyordu. Bütün bu olaylar
pek çok Hollandalının paniklemesine, dükkanların ve okulların
kapanmasına sebep oldu. Bu şekilde geçen yıllar Vermeer’e hem
bir ressam hem de bir sanat tüccarı olarak büyük zarar verdi.
Geniş bir aileye bakmak zorunda olan ressam borçlanmaya başladı.

Sanatçı, Aralık 1675′te geçirdiği cinnet sonucu bir buçuk gün
içerisinde 43 yaşında vefat etti. Eşi, yazılı bir dökümanda
kocasının ölüm sebebinin finansal baskıların oluşturduğu stres
olduğunu açıkladı. On bir çocuğu tek başına büyütmek zorunda
alan Bolnes yüksek mahkemeden borçların silinmesini istedi.

Delft’te saygı duyulan bir ressam olan Vermeer, yaşadığı
dönemde kendi kasabası dışında tanınamadı.

Teknik
Memur ve Gülen Kız, 1657-59

Vermeer pointillé olarak adlandırılan tekniği[12] kullanıyordu
ve resimlerini boyayı tuval üzerine gevşek ve tanecikli katmanlar
hâlinde yayarak çiziyordu. Resimlerinde kusursuz yerleşimi
yakalayabilmiş olmasına rağmen, tablolarında ön çalışmalara
ait izler bulunmaz. Ayrıca, tablolar haricinde hiçbir çizim,
kesin olarak Vermeer’e mal edilmemiştir. David Hockney’nin yanı
sıra, Hockney-Falco tezini savunan birçok sanat tarihçisine göre,
ressam bu kesin yerleşimi elde edebilmek için camera obscura
ullanıyordu. Çıplak göz yerine bu tür bir lensin kullanılmasıyla
ortaya çıkacak ışık ve perspektif etkilerinin Vermeer’in
tablolarında da görülmesi, bu görüşü desteklemektedir.
Ancak ressamın camera obscura’yı ne ölçüde kullandığı konusu,
tarihçiler arasında tartışmalıdır.

On yedinci yüzyıl ressamları arasında Vermeer kadar müsrif bir
şekilde lacivert taşı ya da doğal lacivert gibi pahalı boya
maddeleri kullanan yoktur. Vermeer, sadece bu maddeleri
ullanarak doğallığı yakalamamış ayrıca amber ve toprak gibi
maddelerle iç mekandaki ışıklandırma ve duvara birden çok
renk yansıtma konusunda başarılı olmuştur. Vermeer’in bu
çalışma metodunda Leonardo’dan esinlendiği düşünülmektedir.

Ressamın, doğal laciverti en etkili kullandığı eserlerinden
biri Şarap Bardaklı Kız’dır. Kırmızı saten elbisenin gölgelerinde
doğal lacivert görülebilir. Kırmızı ve lacivertin birleşmesi
le yer yer oluşan morlarla eserdeki renk kullanımı çok güçlüdür.

Vermeer finansal olarak zora düştüğü 1672 senesinde bile pahalı
boya maddeleri kullanmaya devam etti. Bu sebeple Vermeer’in bu
maddeleri bir koleksiyoncudan büyük ihtimalle de patronu Pieter
Claesz van Ruijven’den tedarik edildiğine inanılmaktadır.

İşlediği konular

Vermeer çoğunlukla ev yaşamını konu alan iç mekanlar çizdi.
İki şehir manzarası dışında çalışmaları tür resimleri ve
portrelerin başarılı örnekleridir.

Eserleri ile on yedinci yüzyıl Hollanda sosyal hayatına dair
fikirler de verdi. Basit bir kadının süt dökmesinden
zenginlerin lüks odalarındaki portrelerine kadar her
seviyeden insanı çizdi. Çalışmalarından dini ve bilimsel
yan anlamlar da çıkartılabilir.

Alıntıdır.

resim hediye Jan Vermeer

Pablo Picasso İspanyol Ressam

İspanyol ressam Pablo Picasso yirminci yüzyılın en büyük sanatçılarındandır. Dehası ve yaratıcılığıyla  sanata yön veren Picasso’nun resmin yanı sıra çok sayıda heykeli , oymabaskı ve seramik yapıtları vardır. Ayrıca sahne tasarımları da yapmıştır.
Picasso 1881 yılında İspanya’nın Malaga kentinde doğdu. Babası da ressam ve resim öğretmeniydi. Resim öğrenimine 15 yaşında Barselona’daki güzel sanatlar okulunda başladı. Bir yıl sonra Madrid’deki San Fernando Kraliyet Güzel Sanatlar Okulu’na kabul edildi. Orada üstün yeteneği ile dikkat çekti.
1900’de ilk kez Paris’e gitti. Dönemin yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Monmartre semtinde bir süre yoksulluk içinde yaşadı. Picasso , yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların  , sirk palyaçolarının , akrobatların resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar , sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki , tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Mavinin çeşitli tonlarının hüznü ve kederi yansıtmak için kullandı. Sanatçının bu dönemi “Mavi Dönem” olarak tanımlanır. 1904-06 arasında resimlerinde mavi yerine daha çok pembe ve gri kullanmaya başladı. Hüzün duygusunun biraz daha hafiflediği bu dönem ise “Pembe Dönem” olarak adlandırıldı.
1907-14 arasında Paris’te aynı apartmanı paylaşan Picasso ile Georges Braque , sanat tarihinde yepyeni bir çığır açan Kübizm Akımı’nı başlattılar. Picasso’nun Kübist sanat anlayışının ilk örneği Avignonlu Kızlar (1907) adlı tablosuydu. Bu dönemde yaptığı resimlerin en ünlüleri Pipo İçen Adam (1911) , kolaj tekniğiyle yaptığı Bambu Sandelyeli Natürmort (1912) ve bir karakalem çalışması olan Şişe , Bardak ve Keman’dır.
Alman işgali altındaki Paris’te resimlerinin sergilenmesi yasaklanan Picasso , İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Paris işgalden kurtulunca Salon d’Automne’da bir sergi açtı. Resmin yanı sıra heykel , seramik , taşbaskı ve asitli oymabaskı tekniğiyle yüzlerce yapıt verdi.
O dönemde daha çok mitolojik konularda ilgilendi ; yarı insan , yarı keçi, faunlar , flüt çalan Pan resimleri , ayrıca sahne dekorları , kitap resimleri yaptı.
Küçük bir tel ya da  tahta parçası gibi  , eline geçen en basit gereçten olağanüstü çarpıcılıkta bir yapıt yaratabilen bu büyük sanatçı , yaşamının son 10 yılında da enerjisinden ve yaratıcılığından hiçbir şey yitirmedi.
1971’de Louvre Müzesi , Picasso’nun sekiz yapıtını sergileyerek sanatçının doksanıncı doğum gününü kutladı. Picasso 92 yaşında , ardında binlerce yapıt bırakarak öldü. Sanatçının yapıtları bugün dünyanın çeşitli ülkelerinde başlıca müze ve galerilerde sergilenmektedir.

Mehmet Aksoy

Mehmet Aksoy, (doğum. 1939, Hatay – Yayladağı) , heykeltıraş.

1939′da, şimdi Suriye sınırlarında kalan Yayladağ’ın Kesap kasabasında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Yayladağ, Hatay, Tarsus ve Antakya’da yaptı. 1960 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Resim bölümüne girdi. Daha sonra Heykel bölümüne geçti ve 1961-1967 yılları arasında Prof. Şadi Çalık atölyesinde öğrenim gördü. Askerliğini yaptıktan sonra 1969-70 yıllarında aynı bölümde asistanlık yaptı ve bir devlet bursu alarak 1970′te Londra’ya gitti. Daha sonra Berlin’e geçti ve Hochschule der Künste’den 1977′de master derecesiyle mezun oldu. Berlin’de sanatçı topluluklarında ve politik etkinliklerde yer aldı. 1978′de Türkiye’ye dönerek 1980′e kadar İDGSA’da öğretim üyeliği yaptı.

Ödüller
1966 Devlet Resim ve Heykel sergisi 2. lik ödülü (birinci yok)
1970 Devlet Resim ve Heykel sergisi 1. lik ödülü
1979 Devlet Resim ve Heykel sergisi 1. lik ödülü
1982-1983 Luthar Platz Heykel yarışması 2. lik ödülü
1985 Bundengartenschen heykel yarışması 2. lik ödülü
1990 Ankara Sanat Kurumu Plastik Sanatlar dalında “Yılın sanatçısı” ödülü
1990 III. Asya-Avrupa Bienali büyük ödülü
1990 Plastik Sanatdalında Sedat Simavi Vakfı ödülü

Hasip Pektaş

Hasip Pektaş, (doğum. 1953 Ermenek, Karaman) Grafik Tasarımcı, Ekslibris Sanatçısı, Öğretim Üyesi.

1971′de Akşehir İlköğretmen Okulu’ndan, 1974′de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nden mezun oldu. 1982 yılına kadar Öğretmen Okullarında ve Orta Öğretimde resim öğretmenligi yaptı. 1982 – 1987 yıllarında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü Grafik Anasanat Dalı’nda çalıştı. 1987 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde öğretim elemanı olarak çalışmaktadır. 1995′de Doçent, 2001′de Profesör oldu. 2001-2003 yıllarında Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardıcılıgı, 2003-2006 yıllarında Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlıgı yaptı.

1996 yılında yayımlanan “Ekslibris” kitabının ikinci baskısı 2003′de yapıldı. Ekslibrisleri, Belçika’da “Graphia”, “Boekmerk”, Amerika Birleşik Devletleri’nde “Bookplates in the News” Almanya’da “Exlibriskunst und Graphic”, İngiltere’de “Bookplate Journal”, Finlandiya’da “Exlibris Aboensis” isimli dergilerde yer aldı. Yirmi üç kişisel sergi açtı, yurtiçi-yurtdışı çeşitli yarışmalı ve karma sergilere katıldı.

Ekslibris ve Grafik konusunda çok sayıda seminer verdi, workshop yaptı. Erasmus çerçevesinde Belçika Gent Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler verdi. Belçika, Hollanda, Almanya, İtalya, Cezayir, Bulgaristan, Polonya, Sırbistan, Beyaz Rusya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, ABD, Kanada, Finlandiya sanat müzelerinde inceleme ve araştırma yaptı. 1974′de Ressam Şeref Akdik Resim Yarışması’nda baskıresim özel ödülü, 1996′da III. İtalya – Türkiye Ekslibris Bienali’nde birincilik ödülü, 2006′da Francavilla al Mare IV. Uluslararası Grafik Bienali’nde mansiyon aldı.

Hasip Pektaş, Ankara Ekslibris Derneği Başkanı ve Hacettepe Sanat Müzesi Müdürüdür.

Resim Sanatı, Ressamlar

İnsanoğlu yazmadan önce çizmeye ve boyamaya başlamıştır. Mağaralarda ve dıştaki kaya yüzeyleri üzerinde bulunan boyalı resimler ve çizgiler, insanın binlerce yıl önce fikirlerini nasıl ifade ettiğini bize açıkça anlatıyor. İnsan var oladuğu sürece resim yapma tutkusu onunla birlikte var olucaktır. Resim iki boyutlu bir yüzey, yani bağzen bir kağıt, bir duvar yüzeyi veya bir tuval üzerinde oluşur. Resimde renk ve çizgi kandi başlarına yada birlikte kullanılarak temel ifade unsurları meydana getirirler. Hangi çağa, hangi üsluba ait olursa olsun, resimde temel unsurlar daima çizgi ve renge dayanır. Bazı resim üsluplarında çizgi, bazılarında da renk egemendir. Örneğin, resmin eski çağlarında çizginin oynadığı başrol hemen göze çarpar. Buna karşılık 9.yy Avrupası’nda renk resme egemen olacak bir noktaya gelmiştir.

Kültür, toplumların tarihi süreç içinde bitirdikleri maddi ve manevi ürünlerin ortamında oluşur. Tarihsel birikimin bilinçlendirilmesi ve günümüz yaşantısına katılmasıyla kültürel ortam yoğunlaşmaktadır. Resim sanatı, bir toplumun en önemli kültür unsurlarından biridir.

Türkler tarih boyunca birçok ülkede hakimiyetlerini sürdürmüştür. Bu dönemde icra edilen resimler yetirince araştırılmamış ve bu alanı inceleyen yeterli düzeyde eser ortaya konmamıştır. Bunun neticisinde, Türk resim sanatına ait birçok sanat dalı unutulmaya yüz tutmuştur.

Kokoschka, Ressam

KOKOSCHKA, Oskar (1886-1980)

Avusturalyalı ressam ruhsal durumları ve duyguları yansıttığı dışavurumcu                                  (ekspresyonist) resimleriyle tanınmıştır

1 Mart 1886’da Pöclarm’da doğdu. 1980’de öldü. 1904-1909 arasında Viyana Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda Franz Cizek’in (1865-1946) öğrencisi oldu. Aynı yıllarda, Yeni Sanat (Art Nouveau) akımının Avusturya kolu olan Sezession’dan ve Gustave Klimt’den etkilendi. Yapıtlarının gördüğü sert tepki nedeniyle 1909’da Viyana’yı terk ederek İsviçre’ye gitti, burada  ilk kez manzara  üstüne çalıştı. 1910’da Berlin’e geçti. 1914’e değin resim çalışmaları yanı sıra  illüstrasyonlar da yaptı.

1.dünya Savaşı’na katıldı.Ancak yaralanınca Berlin’e döndü. 1920’de Dresden Akademisi’ne girerek dört yıl öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bunu izleyen yedi yıl çeşitli ülkelerde gezerek büyük boyutlu manzaralar, dışavurumcu portreler ve kent görünümleri yaptı. Yapıtları 1937’de Nasyonal Sosyalistler  tarafından “ yoz sanat “ olarak nitelendirildi.1938’de Londra’ya kaçtı ve 1947’de İngiliz uyruğuna geçti. 1953’de Cenevre yakınlarına yerleşti.

Koskoschka’nın ilk dönem özellikle taş baskıları (litografi) A. Beardsley’in, Simgeciler’in (Sembolistler) ve Die Brücke’nin etkilerini yansıtır. 1906’dan sonra yaptığı natürmortlarında ve bir dizi portresinde psikolojik iç görü (psychological insight) vurgulamıştır. Bu portrelerde, dış vurumcu bir anlatım  içinde kişilerinin ruhsal durumlarının yanı sıra kendi iç dünyasını da yansıtmıştır.Yaşamı boyunca Gelecekçilik (Fütürizm), Kübizm, Gerçeküstücülük gibi çağdaş akımlardan uzak kalmış, 1914 öncesinin Dışavurumculuk anlayışı çerçevesindeki kişisel üslubunu sürdürmüştür.

KANDINSY,Wassily

Rus asıllı alman ressam. Anlatımcı soyutlamanın (Ekspresif Abstraksiyon) öncülerinden ve en büyük temsilcilerindendir..
4 Aralık 1986′da Moskova’da doğdu,15 Aralık 1944′te Paris yakınlarında Nuily-sur Seine’de öldü..Çocukluğu Odessa’da geçti. 1866′da gittiği Moskova’da hukuk ve iktisat eğitimi gördü.Köylülerin yargılama geleneklerini görmek için gittiği yörelerde köylü sanatı ile ilgilendi. 1985′te Moskova’da açılan Fransız izlenimcileri (Empresyonistler) sergisindeki yapıtlardan etkilenerek ressam olmaya karar verdi.Bu amaçla gittiği Münih’te önce Yusoslav ressam Anton Azabenin (1862-1907) atölyesine devam etti sonra da Akademide Franz Von Stuck’un (1863-1928) yanında çalıştı. 1901′de Phalanx adlı grubu kurdu. Hollanda,Tunus ve İtalya’yı gezdi. Bir süre Paris yakınlarındaki sevres’de yaşadıktan sonra 1908′de Münih’e döndü 1909′da Alexey von Jawlensky ve Alfred Kubin’le (1977-1959) Yeni sanatçılar Birliği’ni (Neue Künstlervereinigung) kurdu. 1911′de Franz marc ile tanıştı ve Yeni Sanatçılar Birliği’nden ayrılan arkadaşları ile çağdaş alman sanatını büyük ölçüde etkileyen Der Blaue Reiter grubunu kurdu. 1914′te 1.Dünya Savaşı başlayınca Rusya’ya dönmek zorunda kaldı.
Kandinsky Sovyet Devrimi’ni izleyen ilk yıllarda çeşitli etkinliklerde bulundu.Halk eğitimi Komiserliğinin (Narkompros) Görsel Sanatçılar Bölümü’nde (İZO) ve Sanatb Kültürü Enstitüsü’nde (İnkhuk) görevler üstlendi.Ancak bu kurumlarda dönemlerde egemen olan yapımcılara (Konstrüktivistler) karşı, sanatta ruhsal değerleri savunduğu için önerdiği programlar geri çevrildi.Benzer bir program da uygulamaya sokulmadı.1921′de SSCB’den ayrıldı ve Almanya’da Weimar’a yerleşti. Aynı yıl Bauhaus Okulu’nda öğretmenliğe başladı. bu okul 1933′te Nasyonal Sosyalist yönetim tarafından kapatılıncaya değim bu görevini sürdürdü. Daha sonra Fransa’ya geçerek ölümüne değin Neuily-sur-Seine’de yaşadı.
Kandinsky’in ilk yapıtlarından 1900-1908 arasındakiler çeşitli doğa çalışmalarıdır.bunların bazısını doğrudan doğa karşısında gerçekleştirilmiş,bazısını ise gezdiği ülkelerden edindiği izlenimlerle sonradan yapmıştır.Üslupsal olarak hemen hemen tümü Foizm ve Dışavurumculuk (Eksresyonizm) gibi öncü sanat akımlarının etkisi altındadır.1908-1910 arasında,Bavyera’nın Murnau bölgesinden görüntüleri konu alan resimleri  Kandisky’nin sanatında yeni ve özgün bir başlangıcı haber verir.Bundalarda Foizmin renkçilik anlayışı ile geleneksel Kuzey Dışavurumculuğu’nun etkileyici bir birleşimin arandığı izlenir.Doğa karşısında gerçekleştrilmiş olmalarına karşın,gerçek görüntüye bağlı olmayan biçimleri ve renk uyumlarının zenginliğiyle dikkati çekerler.Kandinsky’nin bundan sonraki üslupsal gelişimi üç döneme ayrılır 1910-1914 arasındaki ilk dönemlerde yeni tane büyük boyutlu Kompozisyon ve Kırk dolayında Doğaçlama yapmıştır.Bu döneminin ilk ürünleri büyük oranda soyut bir biçimcilik anlayışıyla belirğinlik kazanır.1910′da yaptığı bir suluboya soyut resmin ilk örneği sayılır. Öte yandan Komposizyonlar ve doğaçlamalar’dan bazısı figüratif öğeler içerirse de tümü ya tam anlamıyla soyut,ya da aşırı düzeyinde soyutlanmış bir biçimcilik anlayışına dayanır. Örneğin daha çok rus masal ve efsanelerinden kaynaklanan doğaçlamalar’ın tersine,Kompozisyonlar kendiliğinden bir davranışın yansıtıldığı anlık oluşumlar değildir bublar suluboya deseb yağlıboya taskaj vb gibi araştırma ve hazırlık ve araştırmalardan geçerek belli bir zaman süresinde gerçekleştirilmiş resimlerdir yine de biçimsek açıdan .Doğaçlamalar kadar taze ver canlıdırlar.
Kandisky’nin bu yıllarda yayımladığı Über Das Geistige in der Kunst (”Sanatta Tinsellik Üzerine”) adlı kitabı Komposizyonlar ve Doğaçlamalarda güttüğü estetik kaygıların bir açıklaması niteliğini taşır.Bu kitaba göre resmi yaratma istemi,evrenin yaradılışına benzer “kozmik” bir olaydır.Resim sanatçının içerdiği her biçim ya da renk onun içsel gereksinimlerinin esnek karşılığıdır.Kandinsky,buradan yola çıkarak birer “senfoni” gibi düşündüğü kompozisyonlarında zengin ve dengeli bir biçimsel sonuç elde etmeyi amaçlamıştır.
Kandisky’nin üslupsal gelişiminin ikinci dönemi Bauhaus’da geçirdiği yılları kapsar,Bu dönemin ürünleri “soğuk” olarak nitelendirilirse de,gerçekte akılcı bir davranışla ulaşılmış disiplinli bir biçimcilik anlayışı ortaya koyarlar.Bütünleriyle soyut bir komposizyon kuruluşu ile yabancı ve geometrik yapı
egemendir,Çoğunda,;Kandisky’nin en yetkin biçim olarak benimsediği “daire” motifi yinelenmiştir.
Paris dönemini olarak anılan son yapıtlarında Kandisky’nin geometrik üslubu giderek yumuşamıştır.Gene soyut bir biçimcilik anlayışının egemen olduğu bu resimlerde,Sibirya bozkırlarının halk sanatında kullanılan bezeme öğeleri ile bilinçaltından kaynaklanan biçimleri ,yarı geometrik,yarı süslemeci bitir anlayış içinde birleştirmeye yönelmiştir.alman dışavurumculuğunun düzensizlikleri ile Rus halk sanatı öğelerinin ve Fransız öncü  (avangard) sanat akımından gelen bazı tutum ve biçimlerinin bir arada kullanılmasına dayanır.Bütün bunlar tanı anlamıyla yetkin bir bireşim oluştur masada,duygu ile düşüncenin ,ölçü ile sezginin,mantık ile imgenin bir anlamıyla yetkin bir biçimde bütünleştirilmesinin ürünleridir.Dışavurumculuk (Abstre Eskpresyonizm) olmak üzere soyut eğilimlerin büyük bir çoğunluğu için çıkış noktası olmuştur.

Türkiye'nin en büyük ressam sitesine hoşgeldiniz. Copyright© 2009 webressam.net
webressam.net Türkiye'de hediye anlayışını değiştirmek, en kolay ve en ekonomik yoldan hediye alternatifi
sunmak için 2008 yılında kurulmuştur. Her geçen gün büyüyen ziyaretçi sayımız ve Türkiye'nin dört bir yanına
gönderdiğimiz resim siparişleriyle elektronik ortamda sanat adına yeni bir gelişim süreci sağlamıştır. ressam
sitemiz webressam.net'e göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı size teşekkürlerimizi sunuyoruz.
karakalem | güzel resimler | yağlı boya tablolar | hediyeler webressam.net sitemizde sizde sevdiklerinize en güzel resimleri
gönderebilir, ve onları bu alternatif hediye ile memnun edebilirsiniz.