Salvador Domingo Felipe Jacinto Dali y Domenech, kısaca Salvador Dali (11 Mayıs 1904 – 23 Ocak 1989) , İspanyol sürrealist ressam. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiştir. En iyi bilinen eseri olan Belleğin Azmi,ni 1931′de bitirmiştir.

Dali, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmiş, Amerikalı animasyoncu Walt Disney ile beraber yaptığı Destino adlı kısa çizgi film, 2003′te “en iyi kısa animasyon filmi” dalında Oskar adayı olmuştur.

Katalonya doğumlu olan Dali, 711 yılında İspanya’yı fethetmiş olan Mağribiler’in soyundan geldiğini iddia etmiş, “süslü ve cafcaflı olan her şeye, lüks hayata ve doğu kıyafetlerine olan düşkünlüğünü” de “Arap kökeni”ne bağlamıştır.

Dali hayatı boyunca, sanatıyla olduğu kadar kadar eksantrik giyimi, davranışları ve sözleriyle de dikkat çekmiş, bu durum kimi zaman, onun sanatını takdir edenleri de etmeyenler kadar usandırmıştır. Bu davranışların getirdiği kötü şöhret, Dali’nin geniş kesimlerce tanınmasını sağlamış ve eserlerine duyulan ilgiyi artırmıştır.

Yaşamı

İlk yıllarKendi portresi, 1921 –

Dali 11 Mayıs 1904′te, İspanya’nın Katalonya bölgesinde bulunan Figueres kentinde, Salvador Dali i Cusi ve Felipa Domenech Ferres çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Çiftin 1901 doğumlu ilk çocuğu, Dali’nin doğumundan tam dokuz ay on gün önce (1 Ağustos 1903′te) sindirim yolu iltihabından ölmüş, onun ismi olan Salvador da ikinci çocuğa geçmişti. İlk çocuklarının küçük yaşta ölmesini bir türlü kabullenemeyen Dali çifti, küçük Dali’nin yanında sık sık ölmüş ağabeyinden bahsediyor, ilk Salvador’un bir resmini yatak odalarının duvarında tutuyor, ve Dali’yle beraber düzenli olarak ilk Salvador’un mezarını ziyaret ediyorlardı. Bu durum, Dali’nin küçük yaşta kendi kimliği konusunda karışıklık yaşamasına sebep oldu. Sonradan, hiç tanımadığı ağabeyi hakkında “iki su damlası gibi birbirimize benziyorduk, fakat yansımalarımız farklıydı [. . . ] o, herhalde benim fazla mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu” diye yazacaktı.

Dali’nin babası, sert ve otoriter karakterli bir noterdi. Annesi ise tam tersine sevecen ve anlayışlıydı, ve oğlunun resim konusundaki çabalarına destek veriyordu. Dali üç yaşındayken kızkardeşi Ana Maria dünyaya geldi. Evin tek erkek çocuğu olarak, annesi, kızkardeşi, teyzesi, anneannesi ve bakıcısından sürekli ilgi gören Dali, küçük yaşlarından itibaren şımarık ve kaprisli bir karakter sergilemeye başladı.

1914′te annesinin desteğiyle özel bir resim okuluna yazılan Dali, 1919′da Figueres Belediye Tiyatrosu’nda ilk sergisini açtı. Şubat 1921′de ise çok sevdiği annesini meme kanserinden kaybetti. Annesinin ölümü hakkında “hayatımda aldığım en büyük darbeydi. Ona tapardım [. . . ] Ruhumun kaçınılmaz kusurlarını görünmez kılabilmesine hep güvendiğim bir varlığın kaybını kabullenemiyordum” diye yazacaktı. Dali’nin babası, karısının ölümünden kısa süre sonra baldızıyla evlendi.

Madrid, Paris ve ABD

1922′de Madrid’e taşınan ve buradaki San Fernando Güzel Sanatlar Okulu’na yazılan Dali, ilk eserlerinde kübizm ve dadaizm etkileri gösterdi. Fransa ve İsviçre kökenli olan bu yeni akımlar, o sıralar Madrid’de pek yaygın değildi, ve Dali’nin eserleri kısa sürede ilgi çekmeye başladı. Dali, Madrid’de geçirdiği yıllarda, kendisi gibi avangart sanata meraklı olan film yapımcısı Luis Bunuel ve şair Federico Garcia Lorca ile yakın arkadaş oldu. 1923′te disiplinsizlik yüzünden geçici olarak okuldan uzaklaştırılan Dali, aynı yıl Girona’da anarşist gösterilere katıldığı için tutuklandı ve bir süre gözaltında tutuldu. 1925′te okula geri döndü, ve Barcelona’da ilk kişisel sergisini açtı. Resimleri eleştirmenler tarafından ilgi ve şaşkınlıkla karşılandı.

Belleğin Azmi, 1931 –

Dali 1926′da Paris’e gitti ve büyük saygı duyduğu Pablo Picasso ile tanıştı. Sonraki birkaç yıl boyunca, Dali’nin eserlerinde Picasso etkisi ağır basacaktı. Paris gezisinden döndükten kısa süre sonra okulundan temelli kovulan Dali, çok geçmeden askere alındı. Ekim 1927′de askerlik hizmetini bitirdi ve Mart 1928′de sanat eleştirmenleri Lluis Montanya ve Sebastia Gasch ile beraber, sanatta modernizmi ve fütürizmi savunan “Sanat Karşıtı Katalan Manifesto”yu yazdı.

1929′da arkadaşı Luis Bunuel ile beraber çektikleri Bir Endülüs Köpeği adlı avangart kısa film, sürrealist sanat çevrelerinde ikiliye büyük şöhret kazandırdı. Aynı yıl ikinci kez Paris’e giden Dali, burada ressam Joan Miro aracılığıyla sürrealist akımın öncüleri Andre Breton ve Paul eluard ile tanıştı. eluard’ın karısı Gala (asıl ismi Helena İvanovna Diakonova) , tanıştıkları andan itibaren Dali’nin ilgisini çekti, ve 1929 yazında Dali ile Gala arasında, sonradan evliliğe dönüşecek olan tutkulu bir ilişki başladı.

1931 yılında Dali, en meşhur eseri olan Belleğin Azmi,ni yaptı. Yumuşak Saatler ya da Eriyen Saatler olarak da bilinen eserde, geniş bir kumsal manzarası önünde eriyen cep saatleri resmedilmiştir. Eser genel olarak, katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak yorumlanır. Dali sonradan bu resmin ilhamını, sıcak Ağustos güneşi altında erimekte olan bir Camembert peynirinden aldığını yazacaktı.

Haşlanmış Fasulyeli Yumuşak Yapı (İç Savaş Öngörüsü) , 1936 –

1929′dan beri beraber yaşayan Dali ve Gala, 1934′te bir devlet nikahıyla evlendiler. (1958′de bir Katolik düğünüyle nikah tazeleyeceklerdi. ) Aynı yıl New York’da bir sergi açan Dali, ABD’de büyük sansasyon yarattı ve büyük üne kavuştu. 1936′da Londra Uluslararası Sürrealist Sergisi’nde bir konuşma yapması istenince, sahneye eski tip hantal bir dalgıç tulumu içinde çıktı. Tulumun beline mücevher işlemeli bir kama takmıştı; bir elinde bir bilardo ıstakası tutuyor, diğer eliyle de bir çift kurtköpeğini çekiştiriyordu. Konuşma sırasında nefes almakta zorluk çekince, dalgıç kıyafetinin başlığı çıkarıldı.

Dali 1937′de Hollywood’a giderek zamanın meşhur komedyenleri Marx kardeşler ile tanıştı, ve onlar için bir film senaryosu yazdı. 1938 yazında ise Londra’da, hayranı olduğu Sigmund Freud ile tanıştı ve ünlü psikoloğun birkaç portresini yaptı. Tüm sürrealistler gibi Dali de bilinçaltının dışavurumuyla ilgileniyor, ve Freud’un bilinçaltı konusundaki yazılarını ilgiyle takip ediyordu.

1936′da başlayan ve tüm İspanya’yı kaosa sürükleyen İspanya İç Savaşı, 1939′da General Francisco Franco’nun galibiyetiyle sona erince, Dali yeni kurulan faşist rejimi desteklediğini açıkladı. Bunun üzerine, çoğunluğu Marksist olan, ve Dali’nin abartılı dikkat çekme çabalarından zaten hoşlanmayan sürrealistler, Dali’ye açıkça sırtlarını döndüler. Sürrealist grubun önderi Breton, Salvador Dali’nin isminden iğneleyici bir anagram çıkardı: Avida Dollars (Dolar Heveslisi) . Dali ise cevap vermekte gecikmedi: “Le surrealisme, c’est moi!” (Sürrealizm benim!) Sürrealistler ve Dali arasındaki çekişme, Dali ölene kadar devam edecekti.

1940′da Dali ve Gala, tüm Avrupa’yı etkisi altına almaya başlayan II. Dünya Savaşı’ndan kaçarak ABD’ye yerleştiler. Burada dokuz yıl kalacaklardı. 1942 yılında Dali, Salvador Dali’nin Gizli Hayatı isimli otobiyografisini yayımladı. 1945-46 yıllarında, Walt Disney ile beraber Destino, Alfred Hitchcock ile beraber Spellbound filmlerinin yapımında çalıştı. 1947′de sürrealist bir Picasso portresi yaptı.

Katalonya’ya dönüşÇarmıha Gerilme (Corpus Hypercubicus) , 1954 –

1949′da Dali, karısıyla beraber Avrupa’ya döndü ve memleketi Katalonya’ya yerleşti. Hayatının sonuna kadar burada kalacaktı. Faşist Franco rejimiyle yönetilen İspanya’ya yerleşmesi, bir kez daha sol görüşlü sanatçı ve aydınların tepkisini çekti.

Dali 1951′de Katolisizm’in ve modern bilimin bazı kavramlarını sentezlediği Mistik Manifesto,yu yayımladı. II. Dünya Savaşı sonrası eserlerinde, Katolik temalar ve DNA, hiperküp (dört boyutlu küp) ve atomik çözünme gibi modern bilim kavramları öne çıkacaktı. Hiroşima’da patlayan atom bombasının gücünden çok etkilenmiş olan Dali, hayatının bu dönemine “nükleer mistisizm” adını veriyordu. Yine bu dönemde Dali, tuvale boya sıçratma, hologramlar, optik yanılgılar ve stereoskopi gibi pek çok değişik teknikle denemeler yaptı.

1960′da Figueres belediye başkanı, yıllar önce Dali’nin ilk sergisine ev sahipliği yapmış ve iç savaşta zarar görmüş olan Belediye Tiyatrosu’nu “Dali Tiyatrosu ve Müzesi” adıyla restore etmeye karar verdi. Dali, 1974′e kadar müzenin inşaatı ve dekorasyonuyla bizzat ilgilendi ve bu projeye çok emek ve zaman harcadı. Müze 1974′te açıldıysa da, Dali 1980′lerin ortasına kadar ufak eklemeler ve değişiklikler yapmaya devam etti.

10 Haziran 1982′de Dali’nin çok sevdiği karısı, menajeri, modeli ve ilham perisi Gala hayatını kaybetti. Gala’nın ölümünden sonra yaşama isteğini kaybeden Dali, karısının öldüğü ve gömüldüğü Pubol Kalesi’ne yerleşti ve münzevi bir hayat sürmeye başladı. Temmuz 1982′de İspanya Kralı Juan Carlos, Dali’yi Pubol Markisi ilan etti. Dali ise bu jeste karşılık olarak, krala Avrupa’nın Başı adlı çizimini hediye etti. 1983′te Pubol Kalesi’nde yaptığı Serçenin Kuyruğu adlı tablo, Dali’nin son eseri olacaktı. Ağustos 1984′te Dali, kaledeki yatak odasında bilinmeyen bir sebepten çıkan yangında bacağından yaralandı. Bu olaydan kısa süre sonra Figueres’e döndü ve Salvador Dali Tiyatro ve Müzesi’nde yaşamaya başladı.

Dali, 23 Ocak 1989′da kalp yetmezliğinden öldü ve Figueres’te kendi adını taşıyan müzenin mahzenine gömüldü.

Eserleri

Dali hayatı boyunca, 1500′den fazla resim ve onlarca heykelin yanı sıra, çeşitli taş baskı eserler, kitap illüstrasyonları, tiyatro dekorları ve kostümleri üretmiştir. Ayrıca, Man Ray, Brassai, Cecil Beaton ve Philippe Halsman gibi fotoğraf sanatçılarıyla ve Elsa Schiaparelli, Christian Dior gibi moda tasarımcılarıyla beraber çalışmıştır.

Bugün Dali’nin eserlerinin büyük çoğunluğu, Figueres’deki Dali Tiyatro ve Müzesi’nde bulunur. Florida’nın St. Petersburg kentindeki Salvador Dali Müzesi, Madrid’deki Reina Sofia Müzesi ve Los Angeles’daki Salvador Dali Galerisi de sanatçının yüzlerce eserini barındırır.

Dali’nin 1965′te New York’daki Rikers Island Hapishanesi’ne bağışladığı çarmıha gerilmiş İsa resmi, 1981′e kadar hapishanenin yemekhanesinde asılı durduktan sonra buradan alınarak hapishanenin lobisine asılmış, 2003′te ise kimliği belirsiz kişilerce lobiden çalınmıştır.