»

Resim sanatına adım attığınızda, uçsuz bucaksız bir deryaya daldığınızı

anlayacaksınız. Ressamlar resim sanatına diğer sanatlardan ayrı tutacak,

sanat yapıtları arasında ayrı bir yere oturtacak kadar bağlıdırlar.

Resim sanatının içerisinde yer almayan kimi büyük sanatçılarda bu sanatın

diğerlerinden ayrı değerlendirmesi gerektiğini tarih içerisinde zaman

zaman dile getirmişlerdir. Ressamların kara kalem resimlerle bile

yapabildikleri iç dünyalarını yansıtma şekli, bir çok büyük sanat

çalışmasında hayal edilmesi mümkün olmayan eserlerdir. Yağlı boya

resimlerdeki ahenk ve renk uyumu, sulu boyadaki flu renk geçişleri

portrelerdeki yüze yansıyan yılların izi manzara resimlerindeki doğa kokusu,

karakalem resimlerdeki gölge içgüdüsü yada acı ve hüznü anlatan guaj boyalar.

Resim çizmek çoğu insanın hayalidir, iç dünyasını kaleme dökmek insanlara

yansıtmak onların fikir ve eleştirileriyle yoğrulup, yeni eserlerine yön

vermek kim istemez. Bizde sitemizde naçizatene bir ortam hazırlayıp siz

değerli ziyaretçilerimize karşılıklı memnuniyet prensibini ön planda

tuttuğumuz ticareti ve parayı hedef edinmeyen bir anlayış içerisinde tamamen

memnuniyet ilkesiyle, bu sitesi açtık ve çalışmalarımıza ara vermeden devam

ediyoruz. Sizden gelen her bir memnuniyet yazısı, mesajı veya telefonu bizi

sitemize ve resime daha çok bağlıyor.

Click the image to open in full size.
Click the image to open in full size.
Click the image to open in full size.
Click the image to open in full size.
Click the image to open in full size.
Click the image to open in full size.

RESİMDE MANZARA TEMASI

“19.Yy’ın II. yarısında, manzara temasının Türk sanatçılarının elinde Batı’dakinden oldukça farklı bir boyut ve duyarlılık kazandığından söz edebilir. Kuşkusuz en yaygın ilgi alanını manzara resimleri oluşturmakta ve bu resimlerde adeta doğaya yüzyıllar boyunca duyulan dolaysız yaklaşımın özlemi yansımaktadır. Bu manzara resmi geleneğimiz yok değildi, fakat gerçekçi de olsa soyut şemacılığın sınırlarını aşmıyor, ancak daha sonraları duvar resimlerinde bir doğa ferahlığını araştırıyordu. Ama o duvar manzara resimlerinin pek çoğu da hayaliydiler. Türk sanatçının resim alanındaki geleneksel gerçekçiliği bu kez yeni bir gözlem ruhuyla ortaya çıktı.”

“19 yy. Türk resminin ilgi çekici bir başka alanı da deniz temasıdır. Osman Nuri Paşa (1835-1906, Harbiyeden) Harbili Tahsin (1875-1937, Diyarbakırlı) gibi asker sanatçılar, fırtınalı deniz ve gemi konusuna büyük bir ilgi duymuşlardır. Bu sanatçıların yabancı deniz ressamlarından etkilendikleri söylenebilir.

19.Yy. sonu Türk resim sanatının doğa ile kurmaya çalıştığı ilişki, önemli bir sevgi ve hayacan payını içinde taşır.” (Anadolu uygarlıkları ans. Cilt 6 s. 1142-1143. Görsel yayınlar)

Resim 117 (Harbiyeli) Tahsin. “Bauvet zırhlısının Çanakkale’de batışı”

Tahsin Bey (1875-1937) Diyarbakır’da doğmuştur. Askeri lise öğrenimi sırasında sürekli resim çalışmaya başlamış, Harbiye’de Hoca Ali Rıza Bey’in öğretimi eşliğinde resim eğitimini geliştirmiştir. 1902’den itibaren bir süre Sanayi-i Nefise’ye de devam etmiştir. Deniz kenarında manzara, gemi ve vapur resimleri yapmaktan zevk alırdı. Yolcu vapurlarının kamaralarını süslemek için de pek çok deniz resimleri yapmıştır. Yaptığı deniz savaşı kompozisyonları Viyana’da açılan savaş sergisinde sergilenmiştir. Resim 117’e deniz savaşının dehşet veren ortamında bakan ve yanan gemiden yükselen dumanların boğduğu gök, deniz parçalayan mermilerin sudaki izleriyle oluşan hareket başarıyla resmedilmiştir.

Resim 121 (mülazım) İhsan. “Nehir kenarı” Yağlıboya, 62×81 cm.

Amatörce Resim Yapanlara Pratik Bilgiler.

Bu bölümde, özellikle amatör olarak yağlıboya resim yapan veya yapmak isteyen kişilere
yardımcı olabileceğini düşünerek pratik bilgilere yer verdim.
Fırçanızın bakımı ömürlerinin uzun olması için çok önemlidir. Öncelikle boyama sırasında bu
özeni göstermek gerekiyor. Boyama bittikten sonra üzerindeki boyama artıklarının kurumaması
için temizliği iyi yapılmalıdır. Bilinenin aksine tinerle temizleme yöntemi çok başarılı sonuçlar
vermez. Terebentin ile kaba temizliği yapıldıktan sonra sabunla temizlenmesi durumunda, dipte
kalan boya artıklarından da arınmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için ucuz bir sabun
kullanabilirsiniz. Suyla birlikte fırçayı sabuna yumuşak harektelerle, fakat sabunu iyice emecek
şekilde sürüp daha sonra avucunuzun içinde aynı boya sürüyormuş gibi hareketlerle suyla
birlikte temizleyin. Bunu fırçada boya kalmayana kadar yapın. Ilık su daha iyi sonuç verecektir.
Palet üzerine kullabileceğiniz kadar boya koyun, yine de kullanmadığınız boya kalmışsa veya
resme ara vermek zorunda kalmışsanız, bu boyanın bir sonraki oturuma kadar kurumaması için,
paletinizdeki boyaların üzerini örtecek kadar su dolu bir kaba koyun. Su boyanın havayla
temasını keseceği için birkaç gün kurumasına engel olacaktır.
Bildiğiniz gibi yağlıboya resim genelde bez üzerine yapılır. Özellikle amatör olarak uğraşan
kişilerin kendi tuvallerini hazırlamayı bilmemelerinden veya hazır tuval bulamamalarından dolayı
yağlıboya çalışma yapamadıklarını biliyorum. Daha sonra başlangıçta yeterli olabilecek tuval
hazırlanışını yazacağım. Ancak yağlıboyanın herzaman bez üzerine yapılmadığını da
belirteyim. İyi bir kağıt, duralit, mukavva veya mdf üzerine de çalışabilirsiniz. Hatta pek çok

profesyonel ressam, kağıdın bezden daha iyi bir taşıyıcı olduğunu düşünür. Ancak çalıştığınız
yüzeyin emiciliğine göre, boyanın taşıyıcı tarafından emilmemesi için yüzeyi astarlamanız
gerekir. Bu astarın niteliği de yine çalıştığınız malzemeye göre değişir. Beyaz plastik boya ve
tutkalın karışımından oluşan bir astar kullanabileceğiniz gibi nispeten yeni sayılan, duvar için
kulandığımız mat yağlıboyalar da kullanılabilir. Ayrıca nalburda bulabileceğiniz dolgu vernikleri
de bir çözümdür. Hatta bu malzeme bez tuvale uygulandığında boyanın tuval tarafından
emilmesinin de önüne geçecektir. Piyasada hazır astarlar da bulunmaktadır.
Yağlıboyanın elbette kendisine göre özellikleri ve çekiciliği var. Ancak yeni başlayanlar için
akrilik boya da uygun bir çözümdür. Yağlıboya çalışmadan önce bu malzemeyi denemenizi de
öneririm. Suyla inceltildiği için daha pratiktir, üstelik suluboya veya yağlıboya tarzında çalışmaya
da uygundur. Ancak çok çabuk kuruyan bir boyadır. Bu özelliği kimi ressam tarafından tercih
edilirken bazılarına göre olumsuz bir özelliktir. Bu çalışma tarzınızın belirlediği bir durumdur.
Çabuk kurumayı engelleyen medyumları da tercih edebilirsiniz.. Bunun dışında akrilik boyaya
farklı etkiler katan çok değişik malzemeler de bulunmaktadır. Olumsuz yanlarından birisi
kuruduktan sonra tonun biraz koyulaşmasıdır. Bu sorunu da zamanla deneyim kazanarak
giderebilirsiniz. Ayrıca yağlıboya yapacağınız bir resimde, astar boyamayı çabuk kuruduğu için
akrilik boya ile de yapabilirsiniz.
Yağlıboya resimlerin korunması, güzel görünmesi, parlama farklılıklarının giderilmesi için vernik
uygulanır. Ancak verniklemenin resmin tam olarak kuruduktan sonra yapılması gerekir. Bu süre
ise yaklaşık 6 aydır. Bu süreyi beklemeden, çeşitli nedenlerle bilinçli olarak verniklemeyi tercih
eden ressamlar vardır, bunu yanlış veya doğru olarak niteleme amacı taşımıyorum. Erken
verniklemenin sakıncalarını burada belirtmekle yetiniyorum. Öncelikle alttaki boya kurumadığı
için ilerde verniğin ve boyanın çatlama riski vardır, ayrıca özellikle beyaz renklerde kararma
görülebilir. Çok erken vernikleme yapıldığında, boya ilk kuruma aşamasını da geçmediği için
vernik boyanın çözülüp yayılmasına neden olabilir. Ayrıca vernikleme konusunda hiç bilgisi
olmayanlar için belirtmekte yarar var, resim için kullanılan vernik bu iş için özel olarak üretilir,
yani nalburdaki ahşap için olan vernikleri kullanmayın, buna tanık olduğum için yazayım dedim.
Yine şimdilik belirtmekle yetineyim, yağlıboya resimde çeşitli amaçlar için kullanılan değişik
özellikte vernikler vardır. Özellikle size gerekli olanın hangileri olduğunu öğrenmek için
malzemeyi aldığınız yere sorun. Malzemenizi, sattığı malzemeyi tanıyan yerlerden almayı tercih
edin.
Uzun süre kullanılmadığı için kapakları donan tüpleri açmak da tam bir sorundur. Eğer durum
çok vahim değilse, çakmakla tüpün kapağını biraz ısıttığınızda kolayca açıldığını göreceksiniz.
Ancak bu tür bir kurumaya baştan izin vermemek için, kullandıktan sonra tüpün kenarındaki

boyayı temizlemeye özen göstermelisiniz.
Resminizi gün ışığında yapmanızı öneririm. Sarı ışıkta renkleri doğru göremezsiniz ve resminize
gün ışığında baktığınızda, gözünüze aynı güzellikte görünmeyebilir. Eğer gün ışığından
yararlanma olanağınız yoksa floresan lambayı tercih edin, renklerdeki sapma normal veya
halojen lambaya göre daha azdır.
Aynı numara fırçadan en az iki tane alın. Resim yaparken birisini açık diğerini koyu renkler için
kullanarak daha çok temizleme derdinden kurtulursunuz.
Özellikle geniş astar boyamalar için kaliteli fırçalar yerine sert ve daha ucuz fırçalar kullanın.
Kaliteli fırça her durumda daha iyi sonuç verir diye bir şey yok. Sert kıllı sıradan bir fırçayla
boyanın tuvale daha iyi yedirilmesi sağlanabilir. Ancak sıradan fırça derken ilk dokunuşta
kıllarını döküveren fırçaları kastetmiyorum. Sonuçta ben iyi sonuçlar ve çalışma zevki için kaliteli
boya ve fırça kullanılması taraftarıyım. Ama aynı veya daha iyi sonuç alınacak ucuz bir
malzeme varsa, kaliteli malzemenin harcanmasına da gerek yok.

Alıntı

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

O bir televizyon yıldızı! O bir ressam!
O, bir fenomen; resimde yeni bir çığır açan, ama açtığı çığır sanat çevreleri tarafından hor görülen birisi. O, resim hakkında yaptığı programla dünyada en çok izlenen ve ilgi görenler listesinde başlarda olan bir şovmen.

O, ölümünden sonra bile yaptıklarıyla milyon dolarlar kazanan bir girişimci.
O, TRT 2′den tanıdığımız ‘kıvırcık’ ressam: Bob Ross.

Bir kuşak onun hoş lakırtılar eşliğinde öğrettiği resim teknikleriyle büyüdü. Bu bir şey değil, on binlerce insan hâlâ onun öğrettiği teknikle resim yapıyor. Şirketi o öldükten sonra yüzde 70 büyüdü. Onun hakkında üniversitelerde tezler yazıldı ve halen 300′den fazla televizyon kanalı, programını yayınlıyor. Otoritelerin kabul etmediği Bob Ross televizyon çağının efsase isimlerinden biri olmaya devam ediyor.

‘Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?’ diye soran Nâzım Hikmet’e çizdiği o meşhur mutluluğun resmi ile cevap verir Abidin Dino. Ünlü Türk ressamı mutluluğun resmini çizmişti; ama mutlu bir ağacın, dağın ya da gölün resmini bir fenomen olan Bob Ross çizdi. Dünya onun tekniğine, konuşmalarına ve saçlarına bayılıyor! Birçok kişi onun öğrettiği metotlarla resim yapıyor, programını severek izliyor. Ressamlar, eleştirmenler ise onu ve tekniğini beğenmiyor. Beğenilmese de ortada bir gerçek var; Bob Ross 9 yıl önce ölmesine rağmen, dünyada en uzun süre gösterilmeye devam eden programı en çok izlenenler arasında ilk sıralarda yer alıyor, CD’leri ve DVD’leri yok satıyor. Tekniğinin öğretildiği kurslara yüz binlerce insan devam ederken sertifika alan eğitmenler Bob Ross isimli şovlar düzenliyor, kurslar açıp öğrenciler yetiştiriyor. Sanatçının tekniği ile yapılan resimlerden oluşan sergiler dünyanın dört bir yanında sanatseverlerle buluşuyor. Türkiye’de de bu sergilerden birisi 9-12 Şubat 2006 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda açılacak.

Türkiye, Ross ile 1993 yılında TRT 2′de yayınlanmaya başlanan ‘Resim Sevinci’ isimli programda tanıştı. Bu tanışıklık uzun yıllardır hiçbir sanat programına nasip olmayacak ilgiyle devam ediyor. Resim Sevinci, hatırı sayılır bir izleyici kitlesi olduğu için tekrar tekrar yayınlanmasına rağmen 11 yıldır merakla izleniyor. Resimle ilgili ya da ilgisiz herkes cumartesi günü TRT 2′de saat 12.40′ta mutlaka ekran başında. Anadolu’da herhangi bir köydeki çiftçi kadın da, İstanbul’da oturan emekli bir öğretmen de bu programın meraklısı.

Resmin fast food’u; Bob Ross

Bob Ross’un televizyon programı, İran’dan İskandinav ülkelerine, Meksika’dan Uzakdoğu’ya kadar dünyanın dört bir tarafında izleniliyor. Sanatçı, resim tekniği, tekniğe has boyaları ve fırçaları ile resim alanında çığır açtı. “Yaş üstüne yaş” adı verilen bu teknikle herkes kısa sürede yağlıboya resim yapabiliyor. Bu hız ve kolaylık akla ‘fast food’u getiriyor ve Ross’un Amerikalı olmasından yola çıkılarak onun için “fast food resmin babası” yorumu yapılabilir. Ross, bu kadar ilgi görse de ressamlar ve eleştirmenler onu ressam olarak kabul etmiyor. Zaten Ross’un resim tekniği bir sanat olarak değil boş zamanların değerlendirileceği, stres atılabilecek bir faaliyet olarak ün saldı.

Ross, 300′den fazla televizyon kanalında programı gösterilmeye, kendi tasarımı fırçaları ve boyaları yok satmaya başlayınca sadık öğrencileri ile birlikte kendi adına bir şirket kurdu. Bu şirketin bugün dünya üzerinde 27 ülkede distribütörü var. Bu ülkelerde Bob Ross’un boyaları, fırçaları, tekniğinin anlatıldığı kitapları ve CD’leri satılıyor. Şirketin kendi eğitmenleri, dünyanın dört bir tarafında eğitmenler yetiştiriyor. Şirketin bir yıl önce Türkiye distribütörlüğünü verdiği Art Boya bu sürede 40 sertifikalı Bob Ross eğitmeni yetiştirmiş.

Resimleri kartpostalları hatırlatan Ross, aslında emekli bir asker. Uzun yıllar Alaska’da çalışan ressamın dağ ve kış manzaralarını bu kadar çok sevmesini burada geçirdiği zamanlara bağlayabiliriz. Yarım saatlik televizyon programında; “Şimdi dallarında sincapların yaşadığı mutlu bir ağaç yapalım, şuraya üzerine kunduzların çıkıp güneşleneceği bir kayalık çizelim, gölümüzü içinde küçük canlıların yaşadığı mutlu çalılarla süsleyelim…” sözleriyle ve hatta yanında getirdiği sincabıyla Ross, çizdiği manzaralarda yaşıyor, izleyicilerini yaşatıyordu. Bu kadar ilgiyle izlenmesinin sebeplerinden biri de izleyicinin yüreğini ağzına getiren sürprizler yapmasıydı. Çizdiği muhteşem bir dağ veya göl manzarasının üzerine, ıspatulasının ucuna aldığı siyah boya ile kocaman bir çizgi çizerek, şaşkına dönen izleyicisini, biraz daha şaşırtarak o çizgiyi en az manzara kadar güzel bir çam ağacına ya da eski bir dağ kulübesine dönüştürürdü. Bunu yaparken de sanatçı kendi kendine “Şimdi diyorsunuzdur Bob ne yaptın, resmi mahvettin; ama bu birazdan mutlu bir ağaca dönüşecek.” ya da “Bir zamanlar içinde yaşlı bir oduncunun huzur içinde yaşadığı bir kulübe yapmaya ne dersiniz?” derdi. İşte bu hız izleyiciyi yarım saatliğine de olsa ekran başından alıp Ross’un fırçasının veya ıspatulasının ucundaki manzaraya götürüyordu.

Öldükten sonra daha çok kazandı

1981′de emekli olduktan sonra manzara resimleri yapıp satarak geçinen Ross, bu dönemde geliştirdiği teknikle Amerika’nın çeşitli yerlerinde şovlar düzenlemiş. Daha sonra öğrencilerinin desteğiyle tekniğini öğretmek, kendi geliştirdiği boya ve fırçaları satmak için bir televizyona reklâm vermiş. Reklâm filmi çok ilgi görünce bu kanaldan program yapması için teklif gelmiş. Bu programlar, Amerika’da kısa sürede 200 kanalda birden gösterilmeye başlamış. Şimdilerde ise dünyada yarım milyar evde Bob Ross izleniyor. 1993 yılına kadar 11 yıl boyunca, Türkiye’de “Resim Sevinci” olarak gösterilen “Joy of Painting” adlı programını çeken Bob Ross, bu tarihte lenf kanseri olduğunu öğrenince programına son verdi. Sanatçı 1995′te de lenf kanserinden 52 yaşında öldü. Ardından programa bir süre oğlu devam etti. Şirketinin geliri ölümünden sonra yüzde 70 oranında arttı ve tekniği de “Vahşi Doğa”, ‘Çiçekler’ ve ‘Portreler’ başlığıyla geliştirildi.

Programlarının toplumsal işlevi vardı

Biz TRT 2′de resim yapan adamı onun sesiyle dinledik. Bob Ross’u Türkçe seslendiren tiyatrocu ve yönetmen Burçin Oraloğlu; “Amerika’da her şey meta ve ticaret ürünü haline dönüştüğü için sanatın da ticaretini yapmışlar. Bob Ross bunu yapan bir sanatçı. Ama iyi ki yapmış. Amerika’da ve Türkiye’de birçok sanat ve resim otoritesi Ross’un yaptıklarının sanatsal değerinin olmadığını düşünüyor. Ross, yarım saat içinde bir resmi sıfırdan alıyor ve en basit şekliyle, renkler ve teknikler konusunda bilgi vererek bir resim oluşturuyor. Zaten, yarım saatte biten resmin bir sanat şaheseri olmasını beklemek abes olur. Bu programın önemi şu bence; uyuşturucu, cinayet, sapkın tarikatlar gibi olumsuzlukların yaygın olduğu bir ülkede bu programla sanatın kapısı aralanıyor. Sanatsal bir işlevi olmayan bu programın toplumsal bir işlevi var. Seslendirirken onun resim yapmaktaki hevesini, resme olan tutkusunu ve saygısını yansıtmaya çalıştım. Çocukluğumdan beri resim yaparım; ama iş yoğunluğum sebebiyle Bob Ross tekniğiyle resim yapma imkânı bulamadım.” diyor.

Alıntı.

Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us

alaska’nın ağır iklim koşullarında çalışan bob ross, amerikan hava kuvvetleri’nde görevli bir askerdir. boş zamanlarında resim yapıyor, sevincini, heyecanını, hüznünü tuvallere yansıtıyordur. kariyerini tamamlayıp ordudan ayrılınca resim dersleri vermeye başlar. annetta kovalski adında bir öğrencisi vardır. genç kadın, kocasına bob ross’u o kadar çok metheder ki, eleman ross’a ilk önce bir televizyon programı yapmak, ardından da dizi halinde bir program hazırlayıp yönetmek istediğini söyler. kowalskiler reklam harcamaları için kendi evlerini ipotek ettirirler.

reklamlar öylesine ses getirmiştir ki, televizyon yapımcılarından ardı ardına teklifler gelmeye başlar. programlar aynı anda atmış televizyon kanalından yayınlanır. programın ilgi görmesinin sebebi; ross’un resmi sevdirmesi, sıcak ve içten anlatımıyla herkesi resim yapabileceğine inandırmasıydı. onun için yetenek değildi önemli olan, sevgiydi, meraktı ve istekti. ross’un ünü arttıkça hakkında yapılan konuşmalar da çoğaldı. o, kimine göre bir usta, kimine göre de gereksiz bir ressamdı. “resim sanatı basitleşiyor, sanat yerine manzara yapıyor” eleştirileri, ressamın kulağına kadar gider. ross bu eleştirilere zamanında şöyle yanıt vermişti:

“evet, ben manzara resimleri yapıyorum. çünkü, doğanın güzelliğini ve bu kusursuz dengeyi insanlara aktarmak hoşuma gidiyor. siz güzelliklerin farkına varın yeter.”

tüm bunların ardından, annetta kowalski ile görüşen televizyoncular ona cazip bi teklifte bulunur; “ross’un programları güzeldi. halk çok tutmuştu. programlar hala ilgiyle izlenmeye devam ediyor. onun bir taklidini çıkarın, hemen yayınlayalım…”

kowalski bu sözlere hiç aldırış etmez ve der ki:

“siz başarının sırrını programda mı buldunuz? bob’daydı…”

Alıntı