<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; hat sanatı nedir</title>
	<atom:link href="http://www.webressam.net/tag/hat-sanati-nedir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.webressam.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Jan 2012 14:02:04 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hat Sanatı</title>
		<link>http://www.webressam.net/hat-sanati.html</link>
		<comments>http://www.webressam.net/hat-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2009 12:33:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[hat sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[hat sanatı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[islami kaligrafi]]></category>
		<category><![CDATA[kaligrafi]]></category>
		<category><![CDATA[klasik hat sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[modern hat sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat dalları]]></category>
		<category><![CDATA[sanat türleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webressam.net/?p=1274</guid>
		<description><![CDATA[Bu sanat dalının çağdaş bir tanımı ise &#8220;işaretlere anlamlı,
ahenkli ve hünerli bir şekilde biçim verilmesi sanatı&#8221; şeklindedir.
Belirli bir yazı stiline yazı tipi, hat türü, el veya alfabe
gibi tanımlanabilir.
Farklı yazı sistemlerinde farklı şekillerde, farklı coğrafyalarda
ortaya çıkmış olan hat sanatı, özellikle matbaa öncesinde büyük
önem arz etmiştir. Bugün tipografi sanatıyla ilişkilendirilebilecek
hat sanatı sıklıkla yazı sistemlerine veya farklı hat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sanat dalının çağdaş bir tanımı ise &#8220;işaretlere anlamlı,<br />
ahenkli ve hünerli bir şekilde biçim verilmesi sanatı&#8221; şeklindedir.<br />
Belirli bir yazı stiline yazı tipi, hat türü, el veya alfabe<br />
gibi tanımlanabilir.</p>
<p>Farklı yazı sistemlerinde farklı şekillerde, farklı coğrafyalarda<br />
ortaya çıkmış olan hat sanatı, özellikle matbaa öncesinde büyük<br />
önem arz etmiştir. Bugün tipografi sanatıyla ilişkilendirilebilecek<br />
hat sanatı sıklıkla yazı sistemlerine veya farklı hat kültürlerine<br />
göre sınıflandırılır: İslam hat sanatı (İslami kaligrafi),<br />
Arap hat sanatı (Arap kaligrafisi), Pers hat sanatı<br />
(Pers kaligrafisi), Japon hat sanatı (Japon kaligrafisi),<br />
Çin hat sanatı (Çin kaligrafisi), Batı hat sanatı<br />
(Batı kaligrafisi) gibi&#8230;</p>
<p>Modern hat sanatı işlevsel el ile yazılmış betiklerden ve<br />
tasarımlardan işaretlerin soyut bir şekilde ifade edildiği ve<br />
bazen bu soyutsal ifadenin harflerin okunabilirliğinin yerine<br />
geçtiği güzel sanat eserlerine kadar geniş bir yelpazededir.<br />
Klasik hat sanatı tipografiden ve klasik olmayan yazı tiplerinden<br />
farklı olsa da bir hat sanatçısı bu alanların hepsinde eser verebilir;<br />
karakterler tarihsel bir şekilde disipline edilmiş olsalar da yazı<br />
anında doğaçlama bir şekilde oluşturulurlar, değişken ve spontanedirler.</p>
<p>Kaynak : Vikipedia</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.webressam.net/resim-sanati-guzel-resimler.html" rel="bookmark">Resim Sanatı Güzel Resimler</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/ressamlar-eserleri-ve-resim-sanati.html" rel="bookmark">Ressamlar Eserleri ve Resim Sanatı</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/jackson-pollock-biyografisi.html" rel="bookmark">Jackson Pollock Biyografisi</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/jackson-pollock-biyografisi-2.html" rel="bookmark">Jackson Pollock Biyografisi</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/karel-appel-biyografisi.html" rel="bookmark">Karel Appel Biyografisi</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/huseyin-kilickan.html" rel="bookmark">Hüseyin Kılıçkan</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/resim-sanati-ressamlar.html" rel="bookmark">Resim Sanatı, Ressamlar</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/karakalem-cizimleri-karakalem.html" rel="bookmark">Karakalem Çizimleri | Karakalem</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webressam.net/hat-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hat Örnekleri, Minyatür Sanatı, Çini Sanatı</title>
		<link>http://www.webressam.net/hat-ornekleri-minyatur-sanati-cini-sanati.html</link>
		<comments>http://www.webressam.net/hat-ornekleri-minyatur-sanati-cini-sanati.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 12:41:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[çini]]></category>
		<category><![CDATA[ebru sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[hat örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[hat sanatı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[hat sanatı örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[minyatür]]></category>
		<category><![CDATA[minyatür nedir]]></category>
		<category><![CDATA[minyatür sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[minyatür sanatı nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webressam.net/?p=760</guid>
		<description><![CDATA[Minyatür Sanatı
16. YÜZYIL SONU &#8211; 17. YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI MİNYATÜR SANATI
Sultan 3.Mehmet&#8217;in saltanat yıllarında Osmanlı resim sanatı klasik dönemde
kısmen farklı üslup özelliklerine sahiptir. Sultan Murat&#8217;ın isteği üzerine
hazırlanmasına başlanan 6 ciltlik Siyer-i Nebi&#8217;deki yüzlerce minyatür bu kısa
dönemdeki üslubun ilk örnekleridir.3. Mehmet döneminde Nakkaş Osman
yerini Nakkaş Hasan almıştır. Klasik dönemin ünlü ustası Nakkaş Osman&#8217;dan
oldukça farklıdır. Az sayıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Minyatür Sanatı</strong></p>
<p><strong>16. YÜZYIL SONU &#8211; 17. YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI MİNYATÜR SANATI</strong></p>
<p>Sultan 3.Mehmet&#8217;in saltanat yıllarında Osmanlı resim sanatı klasik dönemde<br />
kısmen farklı üslup özelliklerine sahiptir. Sultan Murat&#8217;ın isteği üzerine<br />
hazırlanmasına başlanan 6 ciltlik Siyer-i Nebi&#8217;deki yüzlerce minyatür bu kısa<br />
dönemdeki üslubun ilk örnekleridir.3. Mehmet döneminde Nakkaş Osman<br />
yerini Nakkaş Hasan almıştır. Klasik dönemin ünlü ustası Nakkaş Osman&#8217;dan<br />
oldukça farklıdır. Az sayıda figürün yer aldığı sade kuruluşlar farklı<br />
renk ve kompozisyonları, özellikle fon rengi olarak seçtiği turuncu, kırmızı<br />
arası renklerle tanınır.Bunun yanı sıra kişisel üslubunun yansıdığı eserlerde<br />
kalın siyah kaşlı, yuvarlak yüzlü figürlere ve dairesel kompozisyonlara sahip<br />
minyatürler görülür.Nakkaş Hasan, Sultan3. Mehmet döneminde saray<br />
şahnameciliği görevini yapan talikizade Suphi Çelebi ile beraber çalışmaya<br />
başlamıştır. Talikizade&#8217;nin Sultan 3. Mehmet&#8217;in Eğri(Macaristan) seferini<br />
konu alan Türkçe Şahnamesi olan Eğri Fetihname&#8217;sinin resimlerini Nakkaş<br />
Hasan yapmıştır. Sultanın Eğri kalesinin komutanlarının otağında kabulü,<br />
Haçova meydan savaşı, zaferle dönen padişah ve ordusunun İstanbul&#8217;da<br />
karşılanışını konu alan eserdeki üç resim karşılıklı yapraklar üzerine yapılmıştır.<br />
Şahnameci Talikizade ve Nakkaş Hasan&#8217;ın iş birliğiyle gerçekleşen dönemin<br />
diğer Şahnameleri 12 minyatürlü Şahname-Ali Osman ve Sultan 3. Murat&#8217;ın<br />
saltanatını 1593-1595 yılları olaylarını anlatan 4 minyatürlü Talikizade<br />
Şahnamesidir. Nakkaş Hasan&#8217;ın kişisel üslubunun yansıdığı birçok tarihi ve<br />
edebi konulu eser bulunmaktadır. Bunlar arasında Fuzuli Divanı, 2 Acaibü&#8217;l<br />
Mahlukat Nüshası, Bir Mecmua Kıssa-ı Şahrı Satran, Siyer-i Nebi&#8217;nin bazı ciltleri,<br />
Şehname-i Ali Osman, Tercüme-i Mühtah Cifral-cami, Şakayık-ı Numaniye,<br />
Gazavat-ı Osman Paşa, Firdevsi Şehnamesi, Baki Divanı, Destan-ı Ferruhu Huma.</p>
<p><strong>Hat ve Ebru Sanatı</strong></p>
<p>Türk Sanat tarihinde süsleme sanatları arasında özel bir yere sahip bulunan<br />
ebru sanatı ve hat sanatı, Türk kültürünün güzellik ve estetik anlayışı ile<br />
gelişerek ölümsüzleşmiştir. Ebru tekne içinde oluşturulan muhteşem görüntülerin<br />
kağıda aktarılmasıyla sanki sihir gibi bir sanattır. Hat Sanatı ise yazıya gösterilen<br />
saygının bir göstergesi olarak gelişip, kamış kalem ve is mürekkebinin birarada<br />
kullanılmasıyla insan elinin ve aklının oluşturduğu muhteşem bir çizgi sanatıdır.<br />
Ebru ve hat sanatları birbirleriyle bağlantılı olup pek çok büyük hattatın yazdığı<br />
güzel hatların kenarlarını ebrular süslemektedir.<br />
Bulut gibi, mermer damarları gibi renkli, dalgalı ve hareli şekillerle kağıtlara yapılan<br />
süsleme sanatı şeklinde tanımlanan Ebru, bulut anlamına gelen Farsça “Ebr”<br />
sözünden gelmektedir. Kağıt süsleme sanatı ebruculuğun ne zaman başladığına<br />
ilişkin kesin bir belge yoktur. Eski kitapların ciltlerinde kapak ile kağıda bağlayan „<br />
yan kağıdı” olarak, murakka içindeki yazıların kenarlarında ve pervazlarında ebru<br />
kağıtlarına rastlanmaktadır. Bugün Topkapı Müzesinde bulunan 1539-40 tarihli<br />
Arifinin Gûy-ı Çevgan ve 1608 tarihli Tertib-i Risale-i Ebri adlı kitaplar Ebru<br />
Sanatının en eskileri olarak kabul edilir. Güy-ı Çevgan adlı eserin her sayfasının<br />
kenarları ebruludur. Tertib-i Risale-i Ebri ise ebru yapımında kullanılan malzemeleri,<br />
ebrunun yapımını, kağıt boyama ve cilalama yöntemlerini anlatır. Bu kitapların<br />
basılış tarihleri bilinse bile bu tarihler ebruların yapılış tarihi kabul edilemez. Hafif<br />
Ebru adı verilen ve üzerine yazı yazılabilmesi için soluk renkli yapılan ebru<br />
kağıtları tarih saptanması açısından önem taşımaktadır. En eski ebru kağıtlarının<br />
15-16 yüzyıldan kaldıkları tahmin edilmektedir, Türkistan‟da doğan oradan İran<br />
ve Anadolu‟ya geçen bu sanatın en güzel örnekleri Türk sanatçıları tarafından<br />
verilmiştir.<br />
Hiçbir zaman birbirinin aynı yapılamayan, sihir gibi bir sanat olan ebru sanatının<br />
anlaşılabilmesi için ebru yapımında kullanılan malzemelerin tekne, fırça, kitre, öd<br />
ve boyaları iyi tanımak gerekmektedir.<br />
TEKNE: Eskiden budaksız çam ağacından yapılmış ve içi ziftle kaplanmış tekneler<br />
kullanılırken bugün alüminyum ya da galvanize çinko kaplar kullanılmaktadır.<br />
Dikdörtgen biçiminde ve yaklaşık 6 cm derinliğinde olan teknelerin boyutu<br />
yapılacak kağıda göre değişiklik göstermektedir.<br />
KİTRE: Üzerine boya serpilerek suyun yoğunluğunu arttırmak için kullanılan bir<br />
tür zamktır. Bu madde Anadolu‟da yetişen geven türü dikenli bitkilerin özsuyu<br />
ile gövdelerinden sızan ve hava ile temas ettiğinde katılaşan beyaz ya da<br />
krem rengi bir maddedir. Ebru yapımında eskiden kitre yerine salep, ayva<br />
çekirdeği, keten tohumu da kullanılırdı.<br />
Yaklaşık %1lik kitre hesabı ile (100 birim su &#8211; 1 birim, kitre) ebru yapılacak<br />
kitreli su hazırlanır. Suya atılan kitre eritilerek en az bir gece bekletilen bu<br />
karışım kalın bir bez torbadan süzülerek ebrunun yapılacağı tekneye dökülür.<br />
Eğer karışım koyu olmuşsa salep<br />
kıvamına gelinceye kadar su ile inceltilir. Yapılacak ebrunun cinsine göre kitre<br />
miktarı değiştirilebilir. Koyu renkli ebru isteniyorsa kitre çok, açık renkli ebru<br />
isteniyorsa daha sulu kitre kullanılır.<br />
ÖD: Kitreli suyun üzerinde boyaların durabilmesi, dibe çökmesinin önlenmesi ve<br />
boyanın yayılabilmesi için yüzey gerilimini oluşturacak safra asitleri içeren öd<br />
kullanılır. Genellikle bu iş için sığır ödü kullanılmakla birlikte koyun ödü, tavuk<br />
ödü, kalkan balığı ödü, tütün yaprağı suyu ya da pikrik asit de kullanılabilir.<br />
Ödün bozulmaması için pastörize edilerek saklanması gerekmektedir. Bu iş içi<br />
eskiden kapalı kapta bulunan öd sıcak hayvan gübresine yatırılarak sağlanırdı.<br />
Öd boyanın su yüzeyinde yayılmasını sağladığı gibi boyaların birbirine karışmadan<br />
ayrı ayrı renklerini korumasını da sağlamaktadır.<br />
BOYA; Ebru sanatında kullanılan malzemeler içinde boyanın önemi büyüktür.<br />
Eskiden beri ebru yapımında doğal boyalar yani doğadaki renkli kayaç ve<br />
topraklar ile bitkilerden elde edilen boyalar kullanılmaktadır. Boyaların en<br />
önemli özelliği suda çözünmemeleri ve yağ içermemeleridir. Ebru sanatçıları<br />
genellikle doğal boyalar dışında boya kullanmazlar. Yağlı boya kullanılarak<br />
da ebru yapılmaya çalışılsa da bu gerçek ebru kabul edilmez.<br />
Ebru yapımında kullanılan boyaların iyi ezilmesi ve küçük zerreler haline<br />
getirilmiş olması gereklidir. Bu işlemde mermer üzerinde Desteseng adı verilen<br />
bir taş yardımıyla ezilerek yapılır. İyice ezilen ve su ile macun kıvamına<br />
getirilen boyanın içine öd katılarak kitreli suyun üzerinde istenilen açılma<br />
sağlanır. Macun kıvamına getirilmiş ve inceltilmiş boyalar ayrı ayrı kaplarda<br />
saklanır. Boya suda erimediği için zamanla dibe çöker ve kullanılacağı zaman<br />
sulandırılması gerekmektedir.<br />
Boyaların ham maddelerinin toprak ve bitki olduğunu bilmekteyiz. Bitkisel<br />
olanlar mavi tonlarını oluşturan çivit ile kırmızı tonlarını oluşturan löktür.<br />
Pakistan‟ın Lahor kentinden gelen Lahur çividi ile Hindistan‟daki bir bitkinin<br />
kurutulmasından elde edilen lök dışındaki toprak kökenli boyalar ise şöyle<br />
sıralanabilir: Zırnık adı verilen sarı elde etmek için kullanılan toprak (arsenik<br />
sülfür), gülbahar da denilen demir oksit içeren kırmızı toprak, is<br />
mürekkepçiliğinde kullanılan is (siyah oksit), tütün rengini vermekte kullanılan<br />
Çamlıca toprağı, beyaz için ise üstübeç. Ara renkleri elde etmek için ise bu<br />
boyalar belirli oranlarla birbirine karıştırılır. Örneğin yeşil elde etmek için çivit<br />
ile zırnık karıştırılır. Fazla miktarda zırnık konulduğunda fıstık yeşili, fazla<br />
miktarda çivit konulduğu zaman yaprak yeşili elde edilir.<br />
Ebru yapımında kullanılan fırçalar ise küflenmeye dayanıklı ve esnekliği nedeniyle<br />
gül dalına at kuyruğu kılları bağlanarak oluşturulur. Ayrıca uzun bir tahta üzerine<br />
çakılmış iğneler yardımıyla oluşturulmuş tarak ve bir tek at kuyruğu kılı ya da<br />
iğne de kullanılmaktadır.<br />
Tüm malzemeleri hazırlayan ebru sanatçısı ebru dökmek için hazırlanan kitreli<br />
su üzerine at kuyruğu kılından yapılmış fırça yardımı ile boya serper. Serpilen<br />
boya içindeki öd miktarına bağlı olarak yayılır. Teknede oluşan şekiller kitreli<br />
suyun özgül ağırlığı, kullanılma miktarı, boyaların öd derecesi, havanın sıcaklığı<br />
ve nemine bağlıdır. Hazırlık bitince ebrulanacak kağıt yavaş yavaş tekne<br />
içindeki kitreli su üzerine yatırılır. Bu şekilde 10-15 saniye beklenerek boyaların<br />
kağıda geçmesi sağlanır. Eğer kağıt ile kitreli su arasında hava kabarcığı kalırsa<br />
bu bölge boya alamayacağından boşluk oluşur. Bunu önlemek için hava<br />
kabarcığı görülen yer bir iğne ile delinerek hava boşaltılır. Tekneden kaldırılan<br />
kağıt gölgede<br />
kurmaya bırakılır. Kuruyan ebrulu kağıt mühre adı verilen iki kollu el presi<br />
yardımıyla düzeltilip yüzeyi parlatılır.<br />
En eski tarz ebru battal ebru ya da tarz-ı kadim adı verilen çeşittir. Burada<br />
kitreli su üzerine at kuyruğu kılı fırça yardımıyla serpilen boya üzerinde bir<br />
müdahalede bulunulmaz. (Şekil 1). Battal ebru oluşturulduktan sonra bir<br />
iğne ya da eskiden kullanıldığı gibi bir tek at kuyruğu kılı yardımıyla sağa-sola,<br />
ileri, geri keskin hareketlerle çizgiler atılırsa tarama ebru ortaya çıkar.<br />
Bu keskin hareketler düzensiz ve dairemsi olursa şal ebru meydana gelir<br />
(Şekil 2) Boyalar kitreli su üzerine serpildikten sonra tarak biçiminde üzerinde<br />
sık iğneler bulunan bir tahta çubuk iğneleri kitreli suya batacak şekilde<br />
gezdirilirse taraklı ebru oluşur (Şekil 3). Oluşan şekiller mermer damarları<br />
gibi bir görüntü alırsa Somaki ebru ortaya çıkar (Şekil 4).<br />
Hatip ebrusu adı verilen ebru çeşidi Ayasofya Camii Hatihi Mehmet Efendi‟nin<br />
buluşu olduğundan bu isimle anılmaktadır. Açık tonlu zemin üzerine daha koyu<br />
renklerle birbirine yakın aralıklarla suyun üzerine birer damla bırakılır. Kalın bir<br />
iğne ile bırakılan bu damlanın içine 4-5 defa daha damlalar bırakılır. Daha<br />
sonra ince uçlu iğne ya da bir tek at kuyruğu kılı ile bu renkli dairelerin içinden<br />
sağa sola doğru hareket ettirilerek yürek, çark-ı felek ya da yıldız şekilleri<br />
oluşturulur.</p>
<p><strong>Çini Sanatı</strong></p>
<p>Anadolu uygarlığını tarihi form ve inceliklerle kültürel bir miras gibi evlerimize<br />
kadar taşıyan Türk Çini Sanatı, vatanı olarak kabul edilen Kütahya ve İznik<br />
topraklarında asırlık bir geçmişe sahiptir.<br />
Geleneksel Türk Sanatlarından olan çini, genellikle mimari yapıların, cami, köşk.<br />
saray, çeşme, türbe ve benzeri yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir<br />
seramik ürünüdür. Çinilerimiz tür olarak ikiye ayrılır.<br />
1- Duvar çinileri, batılıları Tile-Art dedikleri bu türe eskilerimiz Kaşi demişlerdir.<br />
2. Evani denilen bu tür tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik<br />
ürünlerinden oluşmaktadır. Bu türe halen kullanma seramikleri demekteyiz.<br />
Türkler çok eski zamanlardan beri , binalarını, çinilerle süslemeyi tercih ediyorlardı.<br />
Özellikle İslamiyeti, kabul eden İlk Müslüman Türk Devletini kuran Karahanlılar (955)<br />
devleti döneminde mabetlerini çinilerle süslemeye başlamışlardı. dönemine ait<br />
yapılarda görülmeye başlayan çini süsleme geleneği, Türk Çini Sanatının bin yılı<br />
aşkın bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.<br />
Bu tercih Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları Zamanında gelenek halini almış<br />
ve daha sonraları Osmanlılar döneminde de devam etmiştir. Selçuklular, egemenlikleri<br />
altına aldıkları yerlerde inşa ettikleri pek çok cami, medrese, kervansaray, saray,<br />
türbe ve benzeri eserleri çinilerle bezemişlerdir<br />
Selçuklu çinilerinin özelliklerinden kısaca bahsetmemiz gerekirse, bunların kare veya<br />
dikdörtgen, altıgen şekillerinde olduklarını ve bir yüzlerinin, mavi, lacivert, toprak<br />
sarısı, turkuaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış renklerle boyanıp pişirilmiş<br />
olduklarını ve alçı veya horasan harç üzerine aplike edilmiş, mozaik şeklinde yapılmış<br />
süslemeler olduklarını söyleyebiliriz. Zamanla geliştirilen bu mozaik tekniğine Kufi<br />
tarzı yazılar ve rumi motiflerde katılmıştır. Tarihi dönemlerde gelişme gösteren<br />
Türk çini Sanatı 16. yüzyılda İznik ve Kütahya çinileri ile zirveye ulaşmıştır<br />
Özellikle Antik çağlarda KOTIAEION olarak anılan Kütahya şehrinde arkeolojik<br />
kazı ve araştırmalar sonucunda çok eski zamandan bu yana Kütahya&#8217;da seramik<br />
üretiminin yapıldığı kanıtlanmıştır.<br />
Türk çini Sanatında yeni tekniklere geçme, form ve Sanat zevkini ve yetkinliğini<br />
bozmadan geri götürmeden sürekli artan isteği daha kısa sürede karşılayacak<br />
yeni üretim teknikleri ve imkanlarının araştırılması ve bunların uygulanması ile<br />
mümkün olmuştur.<br />
Uygulama teknikleri sırası ile:<br />
1- Mozaik çini tekniği.<br />
2- Renkli sır tekniği<br />
3- Sır altına boyama tekniği.<br />
4- Perdah Tekniği<br />
1- Mozaik Çini Tekniği: Türk çini Sanatında yaygın olarak kullanılan en eski teknik<br />
olan bu tekniğin kaynağını sırlı tuğla süslemenin aldığı söylenebilir. Mozaik çini<br />
tekniği 13.yy da Anadolu Selçuklu çini Sanatına kişiliğini kazandıran ve Osmanlı<br />
döneminin varlığını 15.yy&#8217;ın sonuna kadar sürdüren bir çini tekniği olmuştur.<br />
2- Ana teknik özelliği süslemenin, süsleme örneğinin doğrudan çinkolu saydam<br />
olmayan renkli sır ile yapılmasıdır. Bu teknikte levha üzerinde renkli sır ile boyama<br />
söz konusudur, renkli sır tekniğinde levha üzerinde süsleme örneğinde krom oksit<br />
bir bileşimle tekrar çizilmiş, kontür olarak verilmiş bu şekilde fırınlanan renkler<br />
birbiri içine akması önlenmiştir.<br />
3- Sır Altına Boyama: 13.yy&#8217;da Anadolu Selçuklu&#8217;da kullanıldığı gibi, 16.yy&#8217;ın ikinci<br />
yarısında Osmanlı&#8217;da gelişmesini tamamlayan bir çini tekniğidir.<br />
4- Perdah Tekniği: Bir sır üstü tekniğidir. Beyaz astarlı renksiz saydam sırlı levhalar<br />
üzerine altın ve gümüş tozları ile süsleme yapılmakta ve fırınlanmaktadır.<br />
&#8220;ilk Osmanlı Dönemi&#8221; olarak adlandırılan döneme ait çiniler, İznik Yeşil Cami minaresinde<br />
(1390), Bursa Yeşil Cami ve Türbesinde (1421), Bursa Muradiye Camiinde (1426),<br />
Edirne Muradiye Camiinde (1433), İstanbul Mahmut Paşa Türbesinde (1463), Çinili<br />
Köşk&#8217; te (1472), ve Edirne&#8217;de Şah Melek Paşa Camilerinde görülmektedir. Bunlar<br />
genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çinilerdir. Bu dönemlerde,<br />
lacivert, mavi, turkuvaz, siyah, sarı gibi renkler ve rumi, kufi yazı, geometrik<br />
şekiller ve bitkisel kökenli stilize edilmiş motifler kullanılmıştır.<br />
Takip eden dönem, bir geçiş dönemi olarak adlandırılabilir. Fatih Devrinin Nakkaş<br />
başısı Baba Nakkas, kullanma seramiklerinin gelişiminde büyük rol oynamıştır.<br />
Yavuz Sultan Selim zamanında sınırları genişleyen devletin diğer bölgelerinden<br />
İstanbul&#8217;a getirilen sanatçılar da bu sanata önemli katkılar sağlamıştır.<br />
İstanbul&#8217;da Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi (1522), Şehzadeler Türbesi<br />
(1525), Haseki Medresesi (1539), Şehzade Mehmet Türbesi (1543), Topkapı&#8217; da<br />
Kara Ahmet Paşa Camii (1551), gibi mimari eserlerde kullanılan çiniler bu dönemin<br />
eserleridir. Sırlı boya tekniği ile üretilmiş olan bu çinilerde; Rumiler, bulutlar, hatai<br />
tarzında bitkisel kökenli motifler, fıstık yeşili, sarı, mavi, turkuvaz, lacivert ve<br />
kiremidi renkler kullanılmıştır. Sarı renk, üzerine altın varak yapıştırılmak üzere astar<br />
olarak düşünülmüştür.<br />
Bu dönemde gerek kalite ve gerekse desen üretiminde değişme ve gelişmeler olmuştur.<br />
Türkler, mozaik ve kuru kenarlar tekniklerini terk etmiş, sır altı boya ve sır tekniğini<br />
geliştirmiştir. Bunun yanı sıra saray nakışhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve<br />
üretilmeye başlanmıştır. Önce İran&#8217; lı bir ressam olan ve Sahkulu diye anılan Veli Can,<br />
Saray Başnakkaşlığına getirilmiş ve Saz Yolu desenler üretmeye başlamıştır. İri<br />
yapraklarla beraber zümrüdü anka kuşlarını, güvercin ve papağanları, geyik ve<br />
tavşanları, horozları vs. hayvani motifleri çinilerde kullanmaya başlamıştır. Onu<br />
takiben öğrencisi ve saray nakkaşbaşı olan Karamemi de, selvi ve bahar ağaçlarını,<br />
asmaları, lale, gül, sümbül, Manisa lalesi, susen çiçeği, kantaron çiçeği, zambak,<br />
zerrin çiçeği, karanfil çiçeği ve bunların goncalarını süslemede pek az miktarda<br />
sadeleştirerek kullanmaya başlamış ve yeniden kullanılmaya başlanan, kırmızı,<br />
yaprak yeşili, mavi, lacivert, türkuvaz ve ağaç gövdelerindeki kahverenkleriyle<br />
çinilerinde bir bahar devri yaşanmıştır.<br />
&#8220;Klasik Devir&#8221; denilen bu dönem, Silivrikapı&#8217;daki İbrahim Paşa Camiinin (1551)<br />
yapımı ile başlar. Bu gelişmenin bir diğer önemli nedeni de Mimar Sinan dönemi<br />
olması ve onun yaptığı pek çok yapıda çiniye büyük bir önem vermesidir.<br />
Nitekim, o dönemin eserlerini sıralamak bu önemin derecesini de gösterir.<br />
Süleymaniye (1560), Sultanahmet&#8217; de Sokullu Mehmet Paşa (1571),<br />
Kasımpaşa&#8217;da Piyale Paşa (1573), Eminönü&#8217;de Rüstempaşa (1560) Camileri,<br />
Topkapı Sarayında Altınyol panoları, III.Murat Kasrı, II. Selim ve III. Murat<br />
Türbeleri , Tophane&#8217;de Kılıçali Paşa (1580), Üsküdar&#8217;da Toptaşında Eski<br />
Valide (1583), Fatih, Çarşamba ve Karagümrük dolaylarındaki Mehmet Ağa,<br />
Ramazan Efendi, Edirne Selimiye Camileri ve İstanbul&#8217;da Topkapı&#8217;daki Takkeci<br />
İbrahim Ağa ve Kanuni&#8217;nin eşi Hürrem Sultan&#8217;ın türbeleri dönemin en seçme<br />
çinileriyle süslenmiş anıtsal yapılardır.<br />
Sultan Ahmet Camii (1616), Topkapı Sarayında Bağdat ve Revan Köşkleri,<br />
Üsküdar&#8217;da Çinili Cami, Eminönü&#8217;de Hatice Turhan Sultan Türbesi (1682),<br />
yine Eminönü&#8217;de Yeni Cami (1663) bu dönemde yapılmış ve çinilerle<br />
bezenmiş başlıca yapıtlardır.<br />
Alıntıdır</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.webressam.net/hat-sanati.html" rel="bookmark">Hat Sanatı</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/resim-sanati-guzel-resimler.html" rel="bookmark">Resim Sanatı Güzel Resimler</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/ressamlar-eserleri-ve-resim-sanati.html" rel="bookmark">Ressamlar Eserleri ve Resim Sanatı</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/jackson-pollock-biyografisi.html" rel="bookmark">Jackson Pollock Biyografisi</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/jackson-pollock-biyografisi-2.html" rel="bookmark">Jackson Pollock Biyografisi</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/resim-yapmakta-kullanilan-tarzlar.html" rel="bookmark">Resim Yapmakta Kullanılan Tarzlar</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/william-jacob-baer.html" rel="bookmark">William Jacob Baer</a></li><li><a href="http://www.webressam.net/huseyin-kilickan.html" rel="bookmark">Hüseyin Kılıçkan</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webressam.net/hat-ornekleri-minyatur-sanati-cini-sanati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

