»

Türk ressamlarımızın güzel resimlerini yayınladığımız ve aynı zamanda yabancı

ressamların biyografilerini ve güzel resimlerini eklediğimiz sitemiz bir sanat ve

ressam sitesidir. Siteyi açmaktaki amacımız siz değerli ziyaretçilerimize resim

siparişi verme olanağı sunmaktır. Sevdiklerinize hediye edebileceğiniz en güzel

hediye güzel resimleri bu siteden sipariş verebilirsiniz.

Detaylı bilgi için anasayfamızı ziyaret ediniz.

YABANCI RESSAMLARDAN KARAKALEM ÇALIŞMALARI

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

KOKOSCHKA, Oskar (1886-1980)

Avusturalyalı ressam ruhsal durumları ve duyguları yansıttığı dışavurumcu                                  (ekspresyonist) resimleriyle tanınmıştır

1 Mart 1886’da Pöclarm’da doğdu. 1980’de öldü. 1904-1909 arasında Viyana Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda Franz Cizek’in (1865-1946) öğrencisi oldu. Aynı yıllarda, Yeni Sanat (Art Nouveau) akımının Avusturya kolu olan Sezession’dan ve Gustave Klimt’den etkilendi. Yapıtlarının gördüğü sert tepki nedeniyle 1909’da Viyana’yı terk ederek İsviçre’ye gitti, burada  ilk kez manzara  üstüne çalıştı. 1910’da Berlin’e geçti. 1914’e değin resim çalışmaları yanı sıra  illüstrasyonlar da yaptı.

1.dünya Savaşı’na katıldı.Ancak yaralanınca Berlin’e döndü. 1920’de Dresden Akademisi’ne girerek dört yıl öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bunu izleyen yedi yıl çeşitli ülkelerde gezerek büyük boyutlu manzaralar, dışavurumcu portreler ve kent görünümleri yaptı. Yapıtları 1937’de Nasyonal Sosyalistler  tarafından “ yoz sanat “ olarak nitelendirildi.1938’de Londra’ya kaçtı ve 1947’de İngiliz uyruğuna geçti. 1953’de Cenevre yakınlarına yerleşti.

Koskoschka’nın ilk dönem özellikle taş baskıları (litografi) A. Beardsley’in, Simgeciler’in (Sembolistler) ve Die Brücke’nin etkilerini yansıtır. 1906’dan sonra yaptığı natürmortlarında ve bir dizi portresinde psikolojik iç görü (psychological insight) vurgulamıştır. Bu portrelerde, dış vurumcu bir anlatım  içinde kişilerinin ruhsal durumlarının yanı sıra kendi iç dünyasını da yansıtmıştır.Yaşamı boyunca Gelecekçilik (Fütürizm), Kübizm, Gerçeküstücülük gibi çağdaş akımlardan uzak kalmış, 1914 öncesinin Dışavurumculuk anlayışı çerçevesindeki kişisel üslubunu sürdürmüştür.

KANDINSY,Wassily

Rus asıllı alman ressam. Anlatımcı soyutlamanın (Ekspresif Abstraksiyon) öncülerinden ve en büyük temsilcilerindendir..
4 Aralık 1986′da Moskova’da doğdu,15 Aralık 1944′te Paris yakınlarında Nuily-sur Seine’de öldü..Çocukluğu Odessa’da geçti. 1866′da gittiği Moskova’da hukuk ve iktisat eğitimi gördü.Köylülerin yargılama geleneklerini görmek için gittiği yörelerde köylü sanatı ile ilgilendi. 1985′te Moskova’da açılan Fransız izlenimcileri (Empresyonistler) sergisindeki yapıtlardan etkilenerek ressam olmaya karar verdi.Bu amaçla gittiği Münih’te önce Yusoslav ressam Anton Azabenin (1862-1907) atölyesine devam etti sonra da Akademide Franz Von Stuck’un (1863-1928) yanında çalıştı. 1901′de Phalanx adlı grubu kurdu. Hollanda,Tunus ve İtalya’yı gezdi. Bir süre Paris yakınlarındaki sevres’de yaşadıktan sonra 1908′de Münih’e döndü 1909′da Alexey von Jawlensky ve Alfred Kubin’le (1977-1959) Yeni sanatçılar Birliği’ni (Neue Künstlervereinigung) kurdu. 1911′de Franz marc ile tanıştı ve Yeni Sanatçılar Birliği’nden ayrılan arkadaşları ile çağdaş alman sanatını büyük ölçüde etkileyen Der Blaue Reiter grubunu kurdu. 1914′te 1.Dünya Savaşı başlayınca Rusya’ya dönmek zorunda kaldı.
Kandinsky Sovyet Devrimi’ni izleyen ilk yıllarda çeşitli etkinliklerde bulundu.Halk eğitimi Komiserliğinin (Narkompros) Görsel Sanatçılar Bölümü’nde (İZO) ve Sanatb Kültürü Enstitüsü’nde (İnkhuk) görevler üstlendi.Ancak bu kurumlarda dönemlerde egemen olan yapımcılara (Konstrüktivistler) karşı, sanatta ruhsal değerleri savunduğu için önerdiği programlar geri çevrildi.Benzer bir program da uygulamaya sokulmadı.1921′de SSCB’den ayrıldı ve Almanya’da Weimar’a yerleşti. Aynı yıl Bauhaus Okulu’nda öğretmenliğe başladı. bu okul 1933′te Nasyonal Sosyalist yönetim tarafından kapatılıncaya değim bu görevini sürdürdü. Daha sonra Fransa’ya geçerek ölümüne değin Neuily-sur-Seine’de yaşadı.
Kandinsky’in ilk yapıtlarından 1900-1908 arasındakiler çeşitli doğa çalışmalarıdır.bunların bazısını doğrudan doğa karşısında gerçekleştirilmiş,bazısını ise gezdiği ülkelerden edindiği izlenimlerle sonradan yapmıştır.Üslupsal olarak hemen hemen tümü Foizm ve Dışavurumculuk (Eksresyonizm) gibi öncü sanat akımlarının etkisi altındadır.1908-1910 arasında,Bavyera’nın Murnau bölgesinden görüntüleri konu alan resimleri  Kandisky’nin sanatında yeni ve özgün bir başlangıcı haber verir.Bundalarda Foizmin renkçilik anlayışı ile geleneksel Kuzey Dışavurumculuğu’nun etkileyici bir birleşimin arandığı izlenir.Doğa karşısında gerçekleştrilmiş olmalarına karşın,gerçek görüntüye bağlı olmayan biçimleri ve renk uyumlarının zenginliğiyle dikkati çekerler.Kandinsky’nin bundan sonraki üslupsal gelişimi üç döneme ayrılır 1910-1914 arasındaki ilk dönemlerde yeni tane büyük boyutlu Kompozisyon ve Kırk dolayında Doğaçlama yapmıştır.Bu döneminin ilk ürünleri büyük oranda soyut bir biçimcilik anlayışıyla belirğinlik kazanır.1910′da yaptığı bir suluboya soyut resmin ilk örneği sayılır. Öte yandan Komposizyonlar ve doğaçlamalar’dan bazısı figüratif öğeler içerirse de tümü ya tam anlamıyla soyut,ya da aşırı düzeyinde soyutlanmış bir biçimcilik anlayışına dayanır. Örneğin daha çok rus masal ve efsanelerinden kaynaklanan doğaçlamalar’ın tersine,Kompozisyonlar kendiliğinden bir davranışın yansıtıldığı anlık oluşumlar değildir bublar suluboya deseb yağlıboya taskaj vb gibi araştırma ve hazırlık ve araştırmalardan geçerek belli bir zaman süresinde gerçekleştirilmiş resimlerdir yine de biçimsek açıdan .Doğaçlamalar kadar taze ver canlıdırlar.
Kandisky’nin bu yıllarda yayımladığı Über Das Geistige in der Kunst (“Sanatta Tinsellik Üzerine”) adlı kitabı Komposizyonlar ve Doğaçlamalarda güttüğü estetik kaygıların bir açıklaması niteliğini taşır.Bu kitaba göre resmi yaratma istemi,evrenin yaradılışına benzer “kozmik” bir olaydır.Resim sanatçının içerdiği her biçim ya da renk onun içsel gereksinimlerinin esnek karşılığıdır.Kandinsky,buradan yola çıkarak birer “senfoni” gibi düşündüğü kompozisyonlarında zengin ve dengeli bir biçimsel sonuç elde etmeyi amaçlamıştır.
Kandisky’nin üslupsal gelişiminin ikinci dönemi Bauhaus’da geçirdiği yılları kapsar,Bu dönemin ürünleri “soğuk” olarak nitelendirilirse de,gerçekte akılcı bir davranışla ulaşılmış disiplinli bir biçimcilik anlayışı ortaya koyarlar.Bütünleriyle soyut bir komposizyon kuruluşu ile yabancı ve geometrik yapı
egemendir,Çoğunda,;Kandisky’nin en yetkin biçim olarak benimsediği “daire” motifi yinelenmiştir.
Paris dönemini olarak anılan son yapıtlarında Kandisky’nin geometrik üslubu giderek yumuşamıştır.Gene soyut bir biçimcilik anlayışının egemen olduğu bu resimlerde,Sibirya bozkırlarının halk sanatında kullanılan bezeme öğeleri ile bilinçaltından kaynaklanan biçimleri ,yarı geometrik,yarı süslemeci bitir anlayış içinde birleştirmeye yönelmiştir.alman dışavurumculuğunun düzensizlikleri ile Rus halk sanatı öğelerinin ve Fransız öncü  (avangard) sanat akımından gelen bazı tutum ve biçimlerinin bir arada kullanılmasına dayanır.Bütün bunlar tanı anlamıyla yetkin bir bireşim oluştur masada,duygu ile düşüncenin ,ölçü ile sezginin,mantık ile imgenin bir anlamıyla yetkin bir biçimde bütünleştirilmesinin ürünleridir.Dışavurumculuk (Abstre Eskpresyonizm) olmak üzere soyut eğilimlerin büyük bir çoğunluğu için çıkış noktası olmuştur.

İsmail Altınok (Burdur, 1920 – Ankara, 7 Mayıs 2002) , Türk ressam.

Hayat Hikayesi

]1959] yılında Ressam, sanat emekçisi ve öğretmen İsmail Altınok, 1920 yılında Burdur’da dünyaya geldi. İzmir Öğretmen Okulu’nda Abidin Elderoğlu’nun, 1943 yılında bitirdiği Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Malik Aksel ve Refik Epikman’ın öğrencisi oldu. 1942 yılında Cemal Tollu ile tanıştı. Ankara’da Eşref Üren ve Cemal Bingöl ile dostluklar kurdu. Eskişehir Lisesi, Ankara Atatürk Lisesi, Namık Kemal Ortaokulu, Ankara Koloji ve Kıbrıs Limasol 19 Mayıs Lisesi’nde resim öğretmenliği yaptı. 1955 yılında bir grup sergisi için Fransa’ya giderek bir ay Paris’te bulundu. İtalya|İtalyan hükümetinin bursunu kazanarak dört ay Roma’da kaldı. 1943 yılından itibaren Devlet Resim Sergileri’ne katılan ve çeşitli ödüller kazanan ressam, 1973 yılında öğretmenlikten emekli oldu.

İsmail Altınok’un ilk resim sergisi Ankara’da Devrim İlkokulu’nda (1948) , sonuncusu ise 2001 yılı Aralık ayında Ankara İş Bankası Sanat Galerisi’nde açtığı retrospektif sergidir. Resim sanatı üzerine yazdığı kitapların yanı sıra, çeşitli konferanslar verdi: “Bugünkü Türk Resmi”, “Türk Resminin Sorunları”, “Sanatın Tanımı”, “Vasarely”, “Toplumcu Görüş ve Resim Sanatı”, “Olumlu Sanat, Olumsuz Sanat”, “Resimde Kimlik Arayışı” bunlardan belli başlılarıdır.

Sağlık sorunları nedeniyle ömrünün son yıllarında resmi bırakmak zorunda kaldı. 7 Mayıs 2002 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

Sanatı

Burdur Resimleriİsmail Altınok’un tuval üzerine yağlıboya bir çalışması (Antalya, 1980) -

İsmail Altınok denilince akla onun Burdur resimleri gelir. Bu manzara resimlerinde o, doğayı kendine özgü bir tarzda soyutlar. Dr. Kıymet Giray, bir yazısında İsmail Altınok’un Burdur resimleri hakkında şöyle söyler: “Büyük boşluklar oluşturan beyaz yüzeylerin içinde varlığı duyumsanan kent, lekenin, renk lekelerinin tadıyla resimlenir bu manzralarda. Altınok çok geniş bir persfektiften bakmaktadır Burdur’a. Kenti uzaktan ve yüksekte bir noktadan izlemektedir. Dağların eteklerine yaslanan kent, kiremitler ve yer yer yeşil lekelerle kurgulanan bir görünümün yalın, duru, içten öznelliğiyle yakalanmaktadır Altınok’un paletine. Ayrıntıların yerini büyük yüzey hareketlerinin, fotografik gözlemlerin yerini yorumun aldığı bu resimlerde Altınok’un Burdur imgeleri başattır. ”

Altınok’un, bu manzara resimlerinde Burdur’a uzak bir noktadan bakmasının, yani kentin genel bir imgesini kendi soyutlama diliyle yansıtmasının tek nedeni ressamca bir kaygı ya da yaklaşımdan olmasa gerek. Bunda, doğduğu ve öğreniminin ilk yıllarını geçirdiği Burdur’u genç yaşta terketmek zorunda kalmasının da payı olmalı. 1935 yılında, 15 yaşındayken Öğretmen Okulu’na devam etmek üzere Burdur’dan ayrılan Altınok, önce İzmir’de, ardından Balıkesir’de öğrenimini sürdürür. Öğrenimini tamamladıktan sonra, kısa bir süre Burdur’un Çavdır ve Karamanlı köylerinde öğretmenlik yapar. Altınok’un Burdur’dan ikinci ayrılışı, Ankara Gazi Resim-İş Bölümü’ne devam etmek için olur. Bu tarihten sonra Burdur, Dr. Kıymet Giray’ın da belirttiği gibi, “artık aile ziyaretlerinin yapıldığı bir kent olarak yavaş yavaş Altınok’tan uzaklaşmaya başlayacak fakat, sanatsal üretiminin içinde kalıcılığını yakalayacaktır. ”

Burdur resimlerinin Altınok’un sanatsal üretiminde ağırlıklı bir yerininin olmasını nasıl yorumlamak gerek? Burada da, sanat dünyasında genellikle gözardı edilen, ya da salt kişinin gelişim psikolojisine indirgenen öznel gerçeklik’in, evrensele ulaşmada oynadığı önemli role tanık oluyoruz. Burdur, Altınok’a hem memleket, hem de malzeme, bir diğer deyişle imge kaynağı olmuştur. Altınok, bu malzemeyi sonraki gelişme aşamalarında, kendine özgü bir tarzda ustaca değerlendirmeyi bilmiştir.

Figüratif Anlatımlar

Dr. Kıymet Giray, Altınok’un Burdur resimlerinin ikinci gurubunu “aile resimleri” dediği “figüratif anlatımlar”ın oluşturduğunu yazar. “Baba-çocuk ilişkilerini sergileyen ve kendi ailesi ile çocukları arasında ilerleyen aile bağları yansır Altınok’un resim karelerine. ” Bu gruptaki ilk resimleri Epikman Atölyesi’nin (bkz. Refik Epikman) resim anlayışını yansıtır. Bu resimlerde, “figürlerin mekan, konstrüksiyon, geometrik ve soyutlamaya dayalı yorumların güdümünde ilişkilendirildiğini ve açık koyu leke dengelerinin bu kurguyu pekiştirdiği” görülür. “Bir baba olarak çocuklarını resimleyen Altınok, geçen zaman içinde Bonnard esinli yumuşak leke dengelerinin serbest dağılımını yeğleyen anlatımlara yöneldiğini kanıtlamaktadır. Bu yaklaşımı, manzara resimleri için de geçerlidir. ”

Soyut Uygulamalar

Altınok’un kendine özgü yumuşak bir değişim çizgisi izleyen resim anlayışı, 1942 yılında Cemal Tollu ile tanışması ve 1947 sonrası resim sanatında batının soyut uygulamalarının ve yöntemlerinin Türkiye’deki yansımalarıyla keskin bir dönüşüme uğrar. “Lekesel soyutlamalar, kaligrafik örnekler, geometrik soyulamalar derken op-art da resim sanatımızın içine girer. ” Bu dönem, Altınok’un da soyut resimlere yöneldiği dönem olacaktır. “Altınok, op-art çözümlemelerini sanat anlayışına katmaya başlar. Öncelik, pozitif negatif ilişkilerinin yarattığı görsel yanılsamalar üzerine gelişen çalışmaların örneklerinin üretilmesidir. Büyük renk alanlarının geometrik geçişleri, bağımsız, özgür bir resimsel dili çağrıştırır. Sanatçı, anlam ifade eden davranışların kıskacından, açık-seçik olmaktan kurtularak bir resimden beklenen plastik değer’lerin kurduğu ilişkilere yönelmektedir. ”

“Bu op-art resimleri üretmek, Altınok’un sanatına getirdiği radikal bir değişim olmaktan öte anlamlar taşır. Doğa ve figür resimlerini bir kenara bırakıp, matematiksel düzenlemeler, geometrik planlamalar, görsel yanılsamalar üzerine eğilmek, toplumu, üzerinde tartışıp geçildiği yeni bir akımla karşı karşıya getirmek anlamını taşıyacaktır. Resim sanatımızda soyut uygulamaların ağırlıklı olarak bütün sanatçılarımızı egemenliğine aldığı 1960′lı yıllarda İsmail Altınok op-art örnekleriyle farklı yorumlar yakalamaya çalışacaktır. 1975 yılında aldığı Devlet Resim ve Heykel Sergisi Başarı Ödülü, Altınok’un bu anlayışı özgün bir çizgide götürdüğünü kanıtlayacaktır. ”

Son Yıllar

İlerleyen yıllarda Altınok’un, geometrik ve soyutlamaya dayalı yorumlardan, tekrar manzara resimlerine yöneldiği görülür. 1990′lı yıllarda yaptığı son resimlerinde, serbest, belirgin ve kesişen fırça darbeleriyle oluşturduğu renk lekeleriyle yüzey hareketleri yaratır. Bazen bir iki fırça darbesiyle yarattığı bu hareketlilik etkisiyle oluşturduğu biçimler yoluyla resimlerinin plastik değerini artırır. Altınok’un bu resimleri, renk ve geometrik soyutlamaya dayalı geçmiş çalışmalarını gölgede bırakacak kadar yetkin uygulamalardır. Sanatçı, resimlerine konu olan nesneleri, bir diğer deyişle fotografik gözlemlerini kendine özgü bir soyutlama yoluyla önce biçime, ardından renk lekesine indirger. Böylece biçimler, görsel yanılsama yoluyla tekrar elde edilir olurlar.

Sanatçının ulaştığı yetkinlik gözönüne alındığında, son yıllarında rahatsızlığından ötürü resmi bırakmak zorunda kalması Türk resim sanatı için bir kayıptır.

Sanatçının, yeni resme başlayacaklara önerileri ise şunlardır:

“Önce yanlış alışkanlıkları varsa onları bırakmalarını salıklarım. Örneğin; kartpostal cinsinden resimler yapıyorlarsa, fotoğraflardan çalışıyorlarsa bunları hemen bırakmalıdırlar. “Ezbere resim yapıyorlarsa onu da bırakmalı; doğadan görüntüler (manzara) , ölüdoğa’lar (natürmort) , insan resimleri (figür, portre) yapmalıdırlar. Bu resimleri de kimilerinin yaptığı gibi doğadan not alıp evde ezbere boyayarak değil, doğa karşısında çizip, boyayıp tamamlayarak yapmalıdırlar. “Bir amatör bu doğa çalışmalarını yapıp iyi sonuç almadan soyut resme geçmemelidir. ”

Çeşitli yazı ve konferanslarında Türk resm sanatını, özellikle çağdaş Türk resimini şöyle değerlendirmiştir:

“Cumhuriyet ile başlayan yeni Türk Resmi, önceleri bürokratların ve ülkemize getirilen yabancı sanat uzmanlarının vesayeti ve denetimi altındaydı. Bu yabancılar, İkinci Paylaşım Savaşı dolayısıyla ülkemizi terk edince, onların bıraktıkları boşluğu bizim yerli ressamlar doldurdular. Bu ressamlar birdenbire hem ressam, hem öğretmen, hem sanat eleştiricisi, hem de danışman oluverdiler. “Bu dönemde hem Türk Resmi geri bırakılmış hem de ödül ve satış işlerinde (Devlet Sergileri) birçok yüz kızartıcı işler yapılmıştır. “Resim Ağalığı deyimi bu dönemin getirdiği bir deyimdir. ”

İsmail Altınok TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) Devrimci Eğitim Şurası’nda bir bildiri sunmuştur. Bu bildiride, kendi ifadesiyle, şu konulara değinmektedir:

“Bu bildiri ile 14. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans hareketlerinin nasıl geliştiğini, yetişen büyük ressamların katkılarını, Rönesans’ın kuzey ülkelerinde hangi sanatçıları yetiştirdiğini, İspanya, İngiltere ve Fransa’da yaşanan sanat olaylarını anlatıyorum. Bu natüralist sanatın son halkası olan İzlenimciliğin 20. yüzyılın başlarında, Kübizm, Soyut Sanat, Sürrealizm, Dadaizm, Op-Art, Pop-Art gibi yeni akımlarla nasıl ortadan kaldırıldığını açıklıyorum. Bu başarının kahramanlarını, sanatlarını, düşüncelerini belirtiyorum. Öte yandan, günümüzde hızla ilerleyen teknolojinin insanlara yeni bir yaşam üslubu sağladığını, bunun ressam, mimar, düşünür, işçi, işveren, teknisyen işbirliğiyle yaratıldığını ve yeni bir hümanizm yolunun yaratılmasına girildiğini söylüyorum. Ama natüralist sanatın da yapıldığını belirtiyorum. ”

Sanatı Üzerine Görüşler

İsmail Altınok, çalışmalarını sergilediği sergilerde çeşitli eleştiriler almıştır. Ressam ve sanat eleştirmenlerinin İsmail Altınok’un sanatı üzerine görüşlerinden bir kısmı aşağıda verilmektedir.

Adnan Turani (ressam) Halkbank tarafından hazırlanan katalogda şunları söyler:

“İsmail Altınok’u 1959-60 yıllarında tanıdım. 1948-49 yıllarında seyretmiştim. O zamanlar bir Viyyar-Bonnard etkisinde bazı resimlerini seyretmiştim. “Sonra bazı yazılarda kendisinin Burdur peyzajları yaptığını duydum. Bunlardan bir-iki tanesini de gördüm. Gerçekten bu resimler ustanın, ustaca fırça kullandığı ve renklerde de bir temizliğe vardığı resimlerdi. “O zamanlar soyut çalışmıyordu. Sanıyorum 1965′lerden sonra, İsmail Altınok bir soyut merakına düştü. Daha doğrusu çevre onu o noktaya doğru götürdü. “Sanıyorum bu değişiklikten sonra İsmail Altınok’la benim arkadaşlığım başladı. Dostluğum başladı. “İsmail Altınok’un bu büyük değişimi, bu dönemlerdeki dünyadaki tüm soyut yaygınlığına paralel bir çalışmaydı. “Birçok resmini gördüm. Benim kanaatime göre son resimlerinde boyanın tadını, renklerin tazeliğini daha bir rahatlıkla kullandığı kanısı bende vardır. Demek ki İsmail Altınok, bu boya tazeliği arayışında kendini daha bir tatmin edilmiş buluyor. İsmail Altınok’un Türk resmindeki yerini saptamak gerekirse, onun, bu peyzajları, bu taze boyanmış peyzajları (Burdur peyzajları) , sanıyorum, ondan en güzel örnekler. “. . . ama bir insan olarak ve bir sanatçı olarak Türk resminde kendini yoğun şekilde resme veren önemli sanatçılardan birisidir. İsmail Altınok, kendini tamamen resme vermiş, yani hayatı böyle geçen insanlardan biri. Ayrıca okuyan, yazan, mücadele eden bir tarafı da vardır ve bu tarafıyla kendini kabul ettirmiş insandır. ”

Kaya Özsezgin (sanat eleştirmeni) , Emlak Bankası tarafından hazırlanan katalogda şunları söyler:

“Bir kahvehane atmosferi içinde, soba başında ısınan ve sohbet eden Anadolu insanlarının, 1940 dönemi resmine özgü istif ve kompozisyon beğenisiyle yansıttığı bu yapıt ve onun hemen arkasından gelen Burdur peyzajları Altınok’un sanat kariyerindeki ilk çıkışları. “Özellikle Burdur peyzajları dikkat çekmiştir. “Elindeki fırçanın serbest tuşlarıyla biçimlendirdiği görünümleri, kendi koşulları içinde yoğunlaşan resimsel (görsel) bir olguyla bütünleştirir. “Ancak bu resimler, daha yeterince doygunluk düzeyine ulaşmadan, İsmail Altınok’un kesin bir dönüşüm yaparak, onların tam karşıtı olan geometrik-soyut bir çizgiyi benimser göründüğü 1970′li yıllara geliyoruz. “Altınok, bu dönem yazılarında da savunduğu bir görüş çerçevesinde Türk resminin yeni akım ve eğilimlerle bütünleşmekte geç kaldığı inancındadır. Bunun sorumlusu olduğunu öne sürdüğü sanatçıları suçlayıcı bir dil kullanarak sorumlu tutar. “Serginin uyandırdığı ilk izlenim İsmail Altınok’un yine manzara ağırlıklı ve izlenimsel nitelikli bir resme sahip çıktığı yönündedir. Ancak bu kez, Burdur peyzajları dönemine göre, fırçanın daha araştırıcı bir görüş doğrultusunda kullanıldığına tanık olmaktayız. ”

Kıymet Giray (sanat eleştirmeni) , İş Bankası tarafından hazırlanan katalogda şunları söyler:

“İsmail Altınok adı resim çevrelerinde Burdur resmiyle özdeş bir anlam taşır. “Büyük boşluklar oluşturan beyaz yüzeylerin içinde varlığı duyumsanan kent, lekenin, renk lekelerinin tadıyla resimlenir bu manzaralarda. Altınok, çok geniş bir perspektiften bakmaktadır Burdur’a. Dağların eteklerine yaslanan kent, kiremitler ve yer yer yeşil lekelerle kurgulanan bir görünümün yalın, duru, içten öznelliğiyle yakalanmaktadır Altınok’un paletine. “Burdur resimlerinin ikinci gurubunu figüratif anlatımlar oluşturur. Bu grup aile resimleridir. “Altınok’un sanat anlayışının bu yumuşak değişiminin arasında, keskin bir çizgi, radikal bir değişim olarak soyut resimlere yöneldiği dönem yer alacaktır. İşte bu aşamada Altınok, Op-Art çözümlemelerini sanat anlayışına katmaya başlar. “. . . görsel yanılsamalar kadar ışık ve hareket yoluyla yakalanan yanılsamalar da tuval yüzeyinde renklerin ve hareketin yeni kullanım biçimini yansıtırlar. “. . . resimlerin çizgi ve geometrinin yarattığı görsel yanılsamaları uyaran resimlerinden ressamlarımız ne kadar haberdarlardı? Çok açık değil. “Bu alt bilgi üzerine Op-Art resimleri üretmek, Altınok’un sanatına getirdiği radikal bir değişim olmaktan öte anlam taşır. “Resim sanatımızda soyut uygulamaların ağırlıklı olarak bütün sanatçılarımızı egemenliğine aldığı 1960′lı yıllarda İsmail Altınok Op-Art örnekleriyle farklı yorumlar yakalamaya çalışacaktır. ”

Otobiyografisi”Geleceğin Ormanında Geceleyin hiç Kendi ayaklarını dahi Göremediğin ormandan Geçmedin mi? Ama bildiğin bir şey Yendi korkunu; Yol sürükler seni. – Hangi hedefe ulaştığını Bilememenin Acısı ve sıkıntısı Hiç sarmadı mı seni? Ama bildiğin bir şey Bastırdı korkunu; Yol sürükler seni. ” – “Yalancı bilginler, çok şey bilmekle şişinirler, buna karşılık günlük yaşayışlarında dar kafalı, aşağılık ve kötüdürler. Alçaklığın nice çeşitleri vardır ki çoğu zaman gözümüzden kaçar. ” “Dünyada hiçbir şey geri gelmez; işlediğimiz yanlışlardan sonra. ”

İsmail Altınok’un özel not defteri bu şiirle ve bu sözlerle başlar. Sanatçının kendi ifadesi ile biyografisi ise şöyledir:

“1920 yılında Burdur’da doğdum. İlk ve ortaokulu Burdur’da tamamladım. 1935 yılında öğretmen okuluna gittim. Bir yıl İzmir Öğretmen Okulu’nda, iki yıl Balıkesir Öğretmen Okulu’nda okudum. Öğretmen çıktıktan sonra Burdur’un Çavdır, Karamanlı köylerinde ilkokul öğretmenliği yaptım. Sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne girdim. 1943 yılında bu bölümü bitirerek resim-iş öğretmeni oldum. Mezun olduktan sonra askere gittim. 1946eski yılında terhis olarak Eskişehir Lisesi’ne resim öğretmeni olarak atandım. “1950 yılında Ankara Atatürk Lisesi resim öğretmenliğine nakledildim. Ankara’da Namık Kemal Ortaokulu ve Ankara Koleji1′nde çalıştım. 1961-1963 yıllarında Kıbrıs Limasol 19 Mayıs Lisesi’nde öğretmenlik yaptım. 1973 yılında emekli oldum. “Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Malik Aksel ve Refik Epikman’ın, İzmir Öğretmen Okulu’nda da Abidin Elderoğlu’nun öğrencisi oldum. 1942 yılının yaz aylarında Burdur’da tanıştığım ressam Cemal Tollu ile askerlik yıllarımda İstanbul’da dostluğumu geliştirdim. Ankara’da ressam Eşref Üren ve Cemal Bingöl ile dostluklar kurdum. “1955 yılında bir grupla Fransa’ya gittim. Bir ay Paris’te incelemelerde bulundum. 1959 yılında İtalyan hükümetinin bursunu alarak dört ay Roma’da kaldım. “1943 yılından beri Devlet Resim Sergilerine katılırım. 1943 yılında Ankara Halkevi’nin açtığı Resim ve Fotoğraf Sergisi’nde ikincilik ödülü aldım. 1954 yılında Devlet Sergisi’ndeki ödül usulü kaldırıldığı için “Burdur Dağları” adlı resmim Bakanlığın hazırladığı Sanat Takvimi’ne basıldı ve devletçe satın alındı. 1959 yılında açılan Devlet Resim Sergisi’nde “Dağdaki Evler” adlı resmim ikincilik ödülü, 1975 yılındaki Devlet Sergisi’nde de “Soyut Kompozisyon” adlı resmim başarı ödülü aldı. “Yirminin üzerinde kişisel sergi açtım ve birçok karma sergiye katıldım. Bir trafık kazası sonucu yitirdiğimiz eski Belediye Başkanı adımı Burdur’da bir sokağa verdi. “Kitaplarım: Bugünkü Türk Resmi (1971) , Yeni Resim-İş Dersleri (1975) , Bir Ressamın Notları (1980) . ”

Aldığı Ödüller
1943 yılında, Ankara Halkevi’nin açtığı sergide ikincilik ödülü aldı.
1954′te Devlet Resim Sergisi’ne katılan “Burdur Dağları” adlı resmi Sanat Takvimi’ne basıldı ve devletçe satın alındı.
1959 yılında açılan Devlet Resim Sergisi’nde “Dağdaki Evler” adlı resmi ikincilik ödülü kazandı.

Kitapları
Bugünkü Türk Resmi (1971)
Yeni Resim – İş Dersleri (1975)
Bir Ressamın Notları (1980)

Kişisel Sergileri
Ankara Devrim İlkokulu (1948)
İstanbul Maya Sanat Galerisi (1951)
İstanbul Maya Sanat Galerisi (1953)
Ankara Milli Kütüphane Galerisi (1960)
Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi (1969)
İstanbul Taksim Sanat Galerisi, Ankara OR-AN Sanat Galerisi (Yalnız soyut resim’lerle, 1974)
Ankara Pedil Sanat Galerisi (1982)
Ankara Sanat Yapım Galerisi (1983)
İzmir Türk-Amerikan Derneği Resim Galerisi (1985)
Ankara Doku Sanat Galerisi (1985)
Ankara Şekerbank Sanat Galerisi (1985)
Arda Sanat Galerisi (1991)
Burdur Güzel Sanatlar Galerisi, Oluşum Sanat Galerisi (Yalnız soyut resimler, 1992)
Ankara İş Bankası Sanat Galerisi (Retrospektif, 2001)

Kaynakça
“Manzara Resimleri ve Optik Yanılsamalar Arasındaki Keskin Çizgide Bir Ressam: İsmail Altınok”, Dr. Kıymet Giray (30 Kasım-28 Aralık 2001 tarihleri ararsında Ankara İş Bankası Sanat Galerisi’nde açılan “İsmail Altınok Resim Sergisi” için, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından hazırlanan katalog) .
“İsmail Atınok, Ressam – Sanat Emekçisi – Öğretmen”, Dr. Mehmet Altınok.

Abidin Dino, (d. 1913 – ö. 1993) ünlü Türk ressam. Çağdaş Türk resminin öncülerinden olan Abidin Dino, aynı zamanda bir yazar ve siyasetçidir.

Hayatı

Ressam, 23 Mart 1913 İstanbul doğumludur. 1. Dünya Savaşı sırasında ailesi Avrupada seyahatte olduğundan, bir süre için Cenevrede bulunmuş, bu nedenle çocukluğu İsviçre ve Fransada geçmiştir.

Abidin Dino ailesiyle birlikte 1925te İstanbula dönmüştür. Robert Kolejde öğrenim görmeye başlammış olsa da, sanata olan ilgisi nedeniyle öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi şair Arif Dinonun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı.

Kariyeri

İlk çizimleri Yarın gazetesinde, ilk yazıları Artist dergisinde 1930lu yılların başında yayımlanmıştır. Bu yıllarda Nazım Hikmetin şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri de çizmiş ve kendini çok genç yaşta “ressam” olarak kabul ettirmiştir.

1933 yılında “D Grubu” adlı sanat gurubunun kurucuları arasında yer aldı. Bu grubun amacı, memlekette sanatın gelişmesini ve yayılmasını sağlamak, düşünce yanı ağır basan resimler yaparak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getirmekti.

Aynı yıl “Ankara Türkiyenin kalbidir” isimli belgesel filmi çekmek için Türkiyeye gelen Sovyetler Birliğinin ünlü yönetmenlerinden Sergay Yutkeviç bir sergide resimlerini görüp beğendi. Yutkeviçin filmini izleyen Atatürk, kendisinden bir Türk gencini yetiştirmesine olanak olup olmadığını sormuştu. Böylece Yutkeviç, Dinodan dekoratör ve ressam olarak çalışmak üzere kendisiyle SSCBye gelmesini istedi. Dino, 1934 yılında sinema öğrenimi görmek üzere SSCBye gitti ve 3 yıl kaldı. 3 yıl boyunca Leningradda Eisenstein ve Yutkeviçin yanında makyajdan dekora, rejiden senaryoya tüm yönleriyle sinema eğitimi aldı. Yutkeviçin yönettiği Madenciler filminde çalıştı. 1937de 2. Dünya Savaşı nedeniyle Sovyetler Birliği tüm yabancı öğrencileri geri gönderince Leningraddan ayrılmak zorunda kaldı.

Dino, Sovyetler Birliğinden sonra Londra ve Parise gitti. Pariste ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu. Gertrude Stein, Tristan Tzara, Eisentein, Andre Malraux ve Pablo Picasso gibi dönemin önde gelen sanatçılarıyla dostluklar kurdu.

Abidin Dino 1939da Türkiyeye döndü, 1941de arkadaşlarıyla Liman (Yeniler) Grubunu oluşturdu. Çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işledi. Başlangıçta Picassonun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaştı.

Yeniler Gurubunun Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ilk sergisini açtığı 1941 yılında Abidin Dino, siyasi nedenlerle önce Mecitözü-Çoruma, sonra Adanaya sürgüne gönderildi. Adanada Türk Sözü gazetesini yönetti. “Kel” adlı bir oyun yazdı, ancak oyun hemen toplatıldı. Çukurovanın pamuk işçilerini konu alan resimler yaptı ve heykel ile ilgilenmeye başladı. 1943 yılında dilci Güzin Dino ile evlendi. Sürgün sona erince İstanbula döndü.

1952de yurt dışına çıkış yasağı kalkınca kesin olarak Parise yerleşti. Fransa, Cezayir, Amerika gibi değişik ülkelerde sergiler açtı. Fransa Plastik Sanatlar Birliği onur başkanlığı New York Dünya Sanat Sergisi danışmanlığı gibi görevlerde bulundu.

İşkence, Atom Korkusu, Savaş ve Barış, Çıplaklar, Dört Kent, Dağ-Deniz gibi birçok yapıtı çeşitli galeri, müze ve koleksiyonlarda yer aldı.

Nazım Hikmetin kendisine “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?” demesi üzerine ona şiirle karşılık verdi. . (Özellikle internette dolaşan “mutluluğun resmi” isimli tablo Abidin Dinoya değil, Dianne Dengel adindaki sanatçıya aittir. )

Zaman zaman Türkiyede kişisel sergiler açan Abidin Dino, 7 Aralık 1993 günü Pariste yaşamını yitirdi. Cenazesi İstanbula getirilerek Aşiyanda toprağa verildi.