»

İspanyol ressam Pablo Picasso yirminci yüzyılın en büyük sanatçılarındandır. Dehası ve yaratıcılığıyla  sanata yön veren Picasso’nun resmin yanı sıra çok sayıda heykeli , oymabaskı ve seramik yapıtları vardır. Ayrıca sahne tasarımları da yapmıştır.
Picasso 1881 yılında İspanya’nın Malaga kentinde doğdu. Babası da ressam ve resim öğretmeniydi. Resim öğrenimine 15 yaşında Barselona’daki güzel sanatlar okulunda başladı. Bir yıl sonra Madrid’deki San Fernando Kraliyet Güzel Sanatlar Okulu’na kabul edildi. Orada üstün yeteneği ile dikkat çekti.
1900’de ilk kez Paris’e gitti. Dönemin yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Monmartre semtinde bir süre yoksulluk içinde yaşadı. Picasso , yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların  , sirk palyaçolarının , akrobatların resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar , sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki , tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Mavinin çeşitli tonlarının hüznü ve kederi yansıtmak için kullandı. Sanatçının bu dönemi “Mavi Dönem” olarak tanımlanır. 1904-06 arasında resimlerinde mavi yerine daha çok pembe ve gri kullanmaya başladı. Hüzün duygusunun biraz daha hafiflediği bu dönem ise “Pembe Dönem” olarak adlandırıldı.
1907-14 arasında Paris’te aynı apartmanı paylaşan Picasso ile Georges Braque , sanat tarihinde yepyeni bir çığır açan Kübizm Akımı’nı başlattılar. Picasso’nun Kübist sanat anlayışının ilk örneği Avignonlu Kızlar (1907) adlı tablosuydu. Bu dönemde yaptığı resimlerin en ünlüleri Pipo İçen Adam (1911) , kolaj tekniğiyle yaptığı Bambu Sandelyeli Natürmort (1912) ve bir karakalem çalışması olan Şişe , Bardak ve Keman’dır.
Alman işgali altındaki Paris’te resimlerinin sergilenmesi yasaklanan Picasso , İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Paris işgalden kurtulunca Salon d’Automne’da bir sergi açtı. Resmin yanı sıra heykel , seramik , taşbaskı ve asitli oymabaskı tekniğiyle yüzlerce yapıt verdi.
O dönemde daha çok mitolojik konularda ilgilendi ; yarı insan , yarı keçi, faunlar , flüt çalan Pan resimleri , ayrıca sahne dekorları , kitap resimleri yaptı.
Küçük bir tel ya da  tahta parçası gibi  , eline geçen en basit gereçten olağanüstü çarpıcılıkta bir yapıt yaratabilen bu büyük sanatçı , yaşamının son 10 yılında da enerjisinden ve yaratıcılığından hiçbir şey yitirmedi.
1971’de Louvre Müzesi , Picasso’nun sekiz yapıtını sergileyerek sanatçının doksanıncı doğum gününü kutladı. Picasso 92 yaşında , ardında binlerce yapıt bırakarak öldü. Sanatçının yapıtları bugün dünyanın çeşitli ülkelerinde başlıca müze ve galerilerde sergilenmektedir.

Pablo Picasso, tam adı ile Pablo Diego Jose Francisco de Paula Juan Nepomuceno Maria de los Remedios Cipriano de la Santisima Trinidad Clito Ruiz y Picasso (25 Ekim 1881 – 8 Nisan 1973) , İspanyol ressam ve heykeltraş. 20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen isimlerindendir. Georges Braque ile birlikte kübizm akımının temelini atmıştır.

Yaşamı

Picasso 25 Ekim 1881′ de Malaga , İspanya’da doğar. Babası bir resim öğretmenidir. Küçük Picasso’daki yetenek kısa sürede keşfedilir. Pablo Picasso, yazı yazmadan önce resim yapmayı öğrenir. 1895′te Barcelona Güzel Sanatlar Okulu’na girer. 1901′ den itibaren anne soyadı olan Picasso’yu kullanmaya başlar. Desenleri İspanyol bir dergi olan Juventut’ ta yayımlanır.

1900′de ilk kez Paris’e gitti. Dönemim yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Monmartre semtinde bir süre yoksulluk içinde yaşadı. Picasso yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların, sirk palyaçolarının, akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar, sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Sanatçının bu dönemi ‘Mavi Dönem’ olarak tanımlanır. Dört çocuğu olmuştur.

=== Mavi Dönem picasso bu dönemi 1902 ile 1907 tarihleri arasında yaşamıştır. bu dönemde karısını kaybetmiştir. bu resimlerinde sadece mavi ve siyah tonunda renkler kullanmakla da anlatmıştır

Pembe Dönem

Picasso, 1900′te Paris’e yerleşir. Burada ilk eşi Fernande Olivier’yle tanışır. Dönem adını tıpkı mavi dönemde olduğu gibi, pembe ve tonlarının yoğun kullanımından alır. İşlenen temalar daha çok melankolik ve duygu yüklüdür; bu dönem tablolarında sirk dünyasına da rastlanır. Picasso, bu dönemde renkten çok çizgi ve desen kullanımına önem verir. . .

Kübizm

Picasso, Georges Barque ile kübizmin temellerini atmış sayılmaktadır. 1907′den 1914′e kadar kübist olarak adlandırılan tarzda tablolar yapar. Kübist tabloların genel özelliği, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş yahut geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin bir diğer özelliği de uzaydaki üç boyutlu bir cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla Picasso, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalışır. Yine bu nedenden portrelerindeki insanların hem profili hem de önden görünüşü görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Picasso, Jean Cocteau ile beraber Roma’da kalır. Burada sahne dekoratörü olarak çalışırken dansçı Olga Kokhlova’yla tanışır. Picasso ikinci eşi olan Olga Kokhlova ve oğlunun birçok portresini yapmıştır. (Paul en Pierrot, 1925, Picasso Müzesi, Paris)

2000′li yılların başında ressam klasisizme geri döner: Trois Femmes a la fontaine (1921, Modern Sanat Müzesi, Paris) . Ayrıca mitolojiden de esinlenir: les Flutes de Pan (1923, Picasso Müzesi, Paris) .

Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı’na göre, 1 resim, 10 baskı, 34 kitap resmi, ve 300 heykel ve birçok seramik ve çizim üretmiştir. 1973′de eserlerinin toplam değerinin 750 milyon dolar olabileceği tahmin edilmiştir.

Bir genelevdeki beş fahişeyi gösteren ve Kübizm akımının en önemli örneklerinden biri olarak görülen ünlü eseri Avignonlu Kadınlar, Fransa’da 1907 yazında çizilmiştir.

En tanınmış eseri Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eseridir. Resim 1937′de yapılmıştır. Bu resim şu anda Madrid’de Reina Sofia Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, “Bu resmi siz mi yaptınız” diye soran bir Alman generaline, “Hayır, siz yaptınız” cevabını vermiştir.

Ressamlar resimleriyle özdeşleşmiş sanatçılardır. Resimlerinde hayata bakışlarını

yakalamak bile mümkündür. Bir ressamın resimlerine, fırça darbelerine, renklerine

geniş anlamda bakıldığında o ressam hakkında yaşam tarzına kadar analizler

yapabilecek eleştirmenler mevcuttur.

Tarih boyunca yaşamış büyük ressamların eserlerinde gizledikleri yansımaları

yakalamak olanaksız değildir.

Picasso’dan Van Gogh’a, Hoca Ali Rıza’dan Osman Hamdi Bey’e uzanan yelpazede

bu bahsedilenlere tanık olmak zordur, fakat imkansız değildir.Ressamların resimlerine

kattıkları yaşam tarzları esere dokunuşlarında gizlidir. Ve bu dokunuşlardaki ahengi

anlamak çoğu zaman yanılmalara sebebiyet verebileceği gibi, arayışların üzerine

gitmek sonunda doğru sonuçları yakalama hazzına kavuşmanıza sebebiyet verebilir.

Bu araştırmalarda ressamın resimlerini incelemeden önce  geniş biyografilerini

incelerseniz bu sizin resme ve incelediğiniz eserin sahibi ressama bakış açınızı

değiştirecek ve önyargılı olduğunuzdan yanılma payınızı artıracaktır.

Ünlü bir ressamın eserini incelerken eğer o ressamın hayatı hakkında bir bilginiz yok

ise bırakın öncelikle olmasın. Önce eserlerini inceleyin sonra notlarınızı alın. Karakteri

hakkında fikirlerinizi eserlerinde gördüklerinizden yola çıkarak belirtin.

Sonra ana başlıklarla o ressamın tahmini yaşam portresini kafanızda canlandırın.

Bütün bu aşamalar bittiğinde o ressamı en iyi anlatan makaleleri okumaya başlayın

yanıldığınız ve doğru tahmin ettiğiniz yönleri genel anlamda not alın. Sonra başka

ressamda aynı yollarla deneyin. Emin olun resim sevdanız varsa bir kaç denemeden

sonra resimlere, ressamlara, eserlere bakış açınız farklılaşmaya başlayacaktır.

Eserlerin karşısına geçtiğinizde artık eski tekdüze sanat anlayışınız yerini daha

oturaklı bir eleştirmen edasıyla karakterinize yansıyacaktır.

Ünlü ressam resimleriyle ün yapmış ve toplu tarafından resimleriyle tanınan

sanatçıdır. Hatta bazı ünlü ressamların sadece resimlerine bakarak bile

tanındığı bilinir. Örneğin Picasso’nun resimlerine bakarak bu resmi çizse çizse

Pablo Picasso çizmiştir diyebilirsiniz.

Yani burada anlatmak istediğim sanatçının tarzı olmalıdır. Sanatçı esinlenmiş

olabilir bir ünlü üstadın yapıtlarını çok fazla incelemiş olabilir fakat bu o sanatçının

etkilendiği sanatçıdan kopyalar çekmesini gerektirmez.

Sanatın hangi dalıyla uğraşırsanız uğraşın, özgün olun kendiniz olun. Örneğin

Yağlı Boya Resimler çizeceksiniz bu durumda yağlı boya konusunda ün yapmış

Ünlü Ressamları incelemeniz size çok şey kazandıracaktır. Ama siz onlardan

kopyalar alırsanız eserlerinizde buda sizden çok şey götürecektir.

Özgünlük bir sanatçı için vazgeçilmez olmalıdır.

Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon, (6 Temmuz 1907- 13 Temmuz 1954) Meksikalı ünlü ressam. Ressam Diego Rivera’nın eşi. Resimlerinin yanı sıra inişli çıkışlı özel yaşamı ve politik görüşleri ile tanınır.

1907′de Mexico City’nin güneyindeki Coyoacan’da, Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak dünyaya geldi. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen, kendisi Doğum tarihi: ni, Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş, yaşamının modern Meksika’nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir.

Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felcinin sonucu olarak bir bacağı özürlü kalmış, kendisine “Tahta Bacak Frida” denmişti. Bu özrüyle başetmesini bilen Frida, gençkızlık çağında, dönemin en iyi eğitimini veren Ulusal Hazırlık Okulu’nda okudu. Bu okul, onu sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlara yönlendirdi. İlerde Meksika düşün yaşamının önemli isimleri olarak anılacak Alejandro Gomez Arias, Jose Gomez Robleda, Alfonso Villa okul arkadaşları oldu. Okulda, anarşist bir edebiyat grubuna dahil oldu; güçlü bir kişilik oluşturmaya başladı. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası bütün hayatını değiştirdi.

17 Eylül 1925 okuldan eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu çok kişinin öldüğü kazada, trenin demir çubuklarından birisi Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Kazadan sonra tüm hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçecek; omurgası ve sağ bacağında dinmeyen bir acıyla yaşayacak, 32 kez ameliyat edliecek ve 1954′te çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilecektir.

Kazadan bir ay sonra hastaneden çıkan Kahlo, ailesinin teşviki ile sıkıntı ve acıdan kaçmak için resim yapmaya başladı. Yatağının tavanındaki aynaya bakarak oto-portreler yaptı.

1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Kahlo, bu dönemde sanat ve politika çevreleri ile yakınlaşmaya başladı. Küba’lı önder Julio Antonio Mella ve fotoğraf sanatçısı Tina Modotti ile tanışıp yakın arkadaş oldu. Birlikte, dönemin sanatçılarının davetlerine, sosyalistlerin tartışmalarına katılmaya başladılar. Kahlo, 1929′da Meksika Komünist Partisi’ne üye oldu.

Frida Kahlo (ortada) ve Diego Rivera, 1932, Carl Van Vechten tarafından çekilmiş. -

Resim çizmeye devam eden Kahlo aynı dönemde bir gün, Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera’yı görmeye ve resimlerini göstermeye gitti. İki sanatçı, 21 Ağustos 1929′da evlendiler. Kahlo 1930′da eşiyle beraber ABD’ye gitti ve 1933′te Rivera aldığı duvar resmi siparişlerini bitirinceye kadar orada yaşadılar.

Frida ile Rivera’nın fırtınalı bir evlilik yaşamları oldu. Sağlık sorunları nedeniyle bir çocuğunu aldıran ve ardarda iki düşük yapan Frida, eşinin sadakatsizlikleri nedeniyle 1939 yılında ondan ayrıldı ama 1 sene sonra yeniden evlendiler ve Frida’nın çocukluğunu geçirdiği Mavi Ev’e yerleştiler.

Frida’nın da evlilikleri sırasında çeşitli erkeklerle ilişkileri olmuştu. Bunlarda birisi de Rus devriminin önde gelen isimlerinden Lev Troçki iledir. Troçki, Rivera’nın Meksika Cumhurbaşkanından aldığı özel izin ile 1937′de Meksika’ya gelmiş ve Frida’nın evine yerleşmişti. Aralarındaki ilişkiyi Troçki’nin eşinin farketmesi üzerine Frida, Troçki’den ayrılmıştır. Troçki’ye düzenlenen suikastın ardından suikastçı ressam Siqueiros’un arkadaşı olması nedeniyle sorgulanan Frida, bir süre Meksika’dan ayrılmayı uygun bulumuş; o sırada San Fransisco’da bulunan eski eşi Rivera’nın yanına gitmiş ve çift orada yeniden evlenmişlerdi.

Sık sık sağlığı bozulan Frida, dayanılmaz acılarla başa çıkmak için bütün gücüyle resim yapmış, yalnız ülkesinde değil, Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. 1938′de New York’ta açtığı sergi ona büyük ün getirdi, 1939′daki Paris sergisi ile övgüler topladı 1943′de ‘La Esmeralda’ adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlayan Frida, sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürdü; 1950′de omurgasındaki sorunlar nedeniyle hastaneye kaldırıldı ve 9 ay hastanede kaldı. 1953 yılı Nisan ayında Mexico City’de bir kişisel sergi açtı; Temmuz ayında sağ bacağı kesildi.

Frida Kahlo, 13 Temmuz 1954′te, akciğer ambolisi teşhisiyle son nefesini verdiğinde; arkasında bıraktığı son tablosu; Yaşasın Yaşam isimli bir natürmorttu.

Resimleri

Frida Kahlo’nun 70′e yakın resmi vardır. Resimlerinin büyük bir bölümü de oto-portrelerden oluşur. Yaşamının büyük bir bölümünü yatakta başının üstünde duran, “gündüzlerinin ve gecelerinin celladı” olarak tanımladığı bir aynaya bakarak geçirdiği için sürekli oto-portre çizmiştir. Resimlerindeki ustalık, Pablo Picasso’ya bile “Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz” dedirtmiştir.

Sürekli evcil hayvan besleyen Frida’nın beslediği hayvanlarla ilgili iki portresi vardır: 1941′de yaptığı “Ben ve Papağanlarım” ile 1943′te yaptığı “Maymunlarla Otoportre”.

Frida’nın resimleri sürrealist olarak değerlendirilse de o surrealizmi reddetti. Resimleri aslında acı ve kesin gerçekliği yansıtıyordu. Frida’nın resimlerinde Meksika kültürü ve devrimci ulusal kimlik tuvale aktarılmıştı.

Kahlo, 1938′de New York’ta sürrealist resmin öncü isimlerinden dostu Andre Breton’un da desteğiyle bir sergi açtı ve bu sergi ona uluslararası ün getirdi. 4 tablosunu ünlü aktör Edward G. Robinson’a satarak ilk büyük satışını gerçekleştirdi, resimlerinin yarısı satıldı. Bu başarı üstüne 1939′da Paris’te bir sergi açtı. Paris sergisinde fazla resmi satılmasa da eserleri büyük ilgi topladı; Picasso ve Kandinsky gibi sanatçıların övgüsünü kazandı; Louvre Müzesi, sanatçının Çerçeve adlı tablosunu satın aldı. Sanatçı, ülkesindeki ilk kişisel sergisini 1953′te Meksika’daki galerisinde açtı.

Ressamın 70 tablosundan 50′si bugün, büyük bir Kahlo fanatiği olan Madonna’nın koleksiyonunda bulunuyor.

Paul Cezanne (9 Ocak, 1839 – 22 Ekim, 1906) , Fransız post-empresyonist ressam. Modern sanatın gelişmesine yaptığı katkılar ve etkisi nedeniyle çoğu zaman modern sanatın babası olarak anılmıştır. Empresyonizm ile kübizm arasında bir köprü oluşturmuştur.

Hayatı ve çalışmaları

Cezanne Aix-en-Provence’da doğdu ve orada okula gitti. 1859-1861 arasında hukuk okurken resim dersleri aldı.

1861 yılında resim sanatını öğrenmek için Paris’e, çocukluk arkadaşı Emile Zola’nın yanına gitti. İsviçre Akademisı’nde ve Louvre’da çalıştı. Renoir, Pissaro, Sisley, Guillaumin gibi sanatçılarla tanıştı. Delacroix, Courbet, Manet’ye karşı hayranlık duydu. Güzel Sanatlar Akademisı’nin giriş sınavlarında başarılı olamayınca Aix’e geri döndü. Bütün zamanını resme ayırdı ve Salon’a gönderdiği bütün tabloların geri çevrilmesine karşın resim çalışmalarını sürdürdü. Eski İtalyan ustalarının yapıtlarını kopya ederek, portreler, natürmortlar ve bazen de manzara resimleri yaptı. Paris Salon jürisi Cezanne’in eserlerini gösterime sunmayı 1864′den 1869′a kadar her sene reddetmiştir. Bu nedenle Cezanne tablolarını ilk kez, Paris Salon tarafından reddedilmiş eserlerin gösterime sunulduğu Salon des Refuses’de 1863 yılında gösterime sunmuştur. Yaşamı boyunca eserleri nadiren gösterime sunmuş, sakin bir hayat yaşamış, belli başlı birkaç konuda resim yapmayı yeğlemiştir.

Ressamın babası –

Bu dönemde yaptığı çalışmalar arasında Ressamın Babası, Zenci Scipio (1865, Sao Paulo Müzesi) , Louis-Auguste Cezanne’in l’Evenement’i Okurken Portresi (1866) , Pamuk Takkeli Adam (1865-67) , Ressam Achille Emperaire’ın Portresi (1866) , Zola’yı Okuyan Paul Alexiş (1869) , Hasır Şapkalı Boyer’ın Portresi (1869-70) ve Magdalen ya da Elem (1866-68) adlı resimleri, Siyah Mermer Saat (1869-70, özel kol. , Amerika) ve Teneke Çaydanlıklı Natürmort (1869-70) adlı natürmortları ve Estaque’da Eriyen Karlar (1870) ve Şarap Pazarı (1872) adli manzaraları sayılabilir. Bu eserlerde kalın renk katları ve siyah gölgeler dikkati çeker. Siyah, kahverengi, gri ve Prusya mavisinin ağır bastığı köyü ve kasvetli renklere ek olarak alışılmadık bir beyaz renk kullandığı görülür.

Cezanne’in Empresyonistlerle ve özellikle İsviçre Akademisi’nde tanıştığı Pissarro ile olan dostluğu önün dönük renkleri bırakarak Empresyonistlerin parlak, açık tonlu renklerini kullanmasını sağlamıştır. Kalın renk katmanları tekniğinden vazgeçip hafif fırça vuruşlarıyla noktalama yöntemine yönelmiş, pıhtılaşmış gibi görünen yüzeyler kullanmıştır. 1872-82 yılları arasındaki bu dönem Cezanne’in Empresyonist dönemidir. Modern Bir Olympia (1873) , Asılmış Adamın Evi (1873, Louvre Müzesi, Paris) , Yidizciçekleri (1875) , Kırmızı Koltuklu Madame Cezanne (1877, özel kol. , Amerika) , Victor Chocquet’nın Portresi (1876-77) , L’Estaque (1878-79, Louvre) , Pontoişe’da Cote dü Jalais (1879-82) Kavaklar (1879-82) ve Maincy Köprüsü (1879, Louvre) gibi birçok ünlü eseri bu döneme aittir.

Modern Bir Olympia (1873) –

Cezanne’in izlenimciliğin kurallarından ayrılan sanatı hızla, daha yalıncı ama daha çok işlenmiş ve yapıya daha çok önem veren bir tutuma doğru gelişti. Tarzını düş gücünden ve gözlemlerinden kaynaklanan ögelerle zenginleştirdi. Desen güclülügü ile renklerin anlatım duyarlılığını birleştirdi. Klasik perspektif kurallarına pek uymayan Cezanne’in tutumu sonradan büyük ölcüde etkilediği Kübistlere öncü oldu.

Bu arada 1886 yılında Emile Zola ile L’Oeuvre isimli romanı yüzünden araları açıldı. Hortense Fiquet ile evlendi. Karısının Portreleri, Mavi Vazo ve Sepetli Natürmort (Louvre) Kırmızı Yelekli Çocuk (18900-95) , Cezveli Kadın (1890-95, Louvre) ve Kağıt Oynayanlar (1890 yıllarında çeşitli versiyonları) , Gustave Geffroy’un Portresi (1895) ve Bir Soytarı adlı tablolarıyla sanatı dengeye ve yetkinliğe ulaşti.

Kağıt Oynayanlar –

Çalışmalarında derinliği kaldıran sanatçı katlama bir perspektif uyguladı. Peppermint Lisesi, Elmalar ve Portakallar (1895-1900, Louvre) gibi natürmortları bu yönelisi vurgulayan başlıca yapıtlardır.

Sanatçının son on yıllık dönemi lirik dönemi olarak bilinir. Bu dönemde belli bir lirizme ve daha özgür fırça vuruşlarına yönelerek gösterişli ve cüretkar yapıtlar verdi. Aynı zamanda daha hızlı bir yöntem olan suluboya tekniğini de kullanıyordu. Eserlerinde henüz başlamakta olan kübizme özgü kesin akılcı yaklaşımın belirtileri seçilir. Aynı zamanda renkleri ve biçimleri lirik bir anlayışla kullanan Fovist akımın özellikleri de göze çarpar. Sainte-Victoire Dağı, Annecy Gölü (1896) , Bibemuş’daki Kayalar ve Dallar (1904) ve Kara Sato (1904-06) adlı tabloları bu tarz çalışmalardır. Yaşamının son yıllarında gerçekleştirdiği Les Grandeş Baigneuses-Yıkanan Kadınlar (1902-06) adlı tablosuyla Cezanne’in sanatı doruk noktasına ulaşti. Bu tablo, ritmik kompozisyonu, kesin hatlarla üst üşte konulmuş düzlemleri ve resmin bütününün taşıdığı uyumla görkemli bir eserdir ve Picasso’nun hemen hemen aynı zamanlarda yaptığı Avignon’lü Genç Kızlar adlı tablosunu anımsatır.

Yıkanan Kadınlar (1906) – Sainte-Victoire Dağı (1904) –

Cezanne’in yapıtları, özellikle 1907′de Paris’te açılan Salon d’Automne’dan sonra XX. yy. resminin en önemli kaynakları arasında sayıldı. Cezanne, sonradan modern resmin doğmasına yol açacak olan fovlar, kübistler ve soyut sanatçılar gibi yeni kuşağı büyük ölçüde etkiledi.

Cezanne, 1906′da fırtına esnasında dışarıda resim yaparken rahatsızlanmış, bir hafta sonra, 22 Ekim’de zatürreden vefat etmiştir. 20. yüzyıl modernistlerine göre Cezanne modern resimin babasıdır.