»

Ressam Kemal Şimşek    (Sponsor Link)
Ressam Kemal Şimşek’in biyografisi, resimleri, heykel çalışmaları ve sergi haberlerinin yeraldığı kişisel web sitesi.

Hakan Şimşek
Yağlıboya tablolar, karakalem desenler, kaplamalar ve dijital resimler bulunuyor.

Resim ve Baskı Örnekleri
Serigrafi baskı, metal gravür, baskı örnekleri, kara kalem çalışmaları ve sanatçı hakkında bilgiler.

Çizge Resim Sanat Galerisi
Amatör ressamların çalışmalarını ücretsiz sergilemeleri amacıyla kurulan galeri sitesinde aynı zamanda sergi haberleri, galeri adresleri, ve diğer sanat severlerle tanışma olanağı sunulmakta.

İpek Kocaaydın
Ressamın çalışmalarından örnekler, sergileri ve özgeçmişi.

Dilek Demirci
Ressam biyografisi, resimleri, sergileri ve çocuklarla yaptığı çalışmalar.

Hatice Kayalı Yılankırkan
Ressam Hatice Kayalı Yılankırkan’ın resim çalışmaları.

Doğan Yıldırım Erdem
Yağlıboya karakalem resimlerim ve heykellerimin oluşturduğu kişisel web sayfası.

Sevinç Sürer
Ressam Sevinç Sürer’in resimleri ve biyografisi.

Sunay Art Sanat Galerisi
Sunay Art kişisel sanat galerisi, web sitesi.

İnci Eviner
Türkiye’de genç kuşak çağdaş sanatçılarından İnci Eviner, desen, pentür ve yerleştirme alanlarında yapıtlar üretmektedir.

Kadıköy Sanat Galerisi
Kadıköy sanat galerisi web sitesi.

Ressam Metin Güçlü
Ressam Metin Güçlü’nün çalışmalarından örneklerin bulunduğu kişisel web sitesi.

Serpil Büber Resim Sergisi
Bu sitede, benim yağlı boya tablolarımı ve şiirlerimi bulabilirsiniz.

Genc Sanat Web Sitesi
Genç Sanat sanal müzesi. Hüseyin Aktaş, Aygün Aslan, Fortune Aseo, Esra Aslan, İnci Bacacı, Roş, Vivi Beskinazi, Ayla Birkan, Renan Ertosun, Korin Gabrieloğlu, Selma Girgin, Rosy Maçoro resim galerisi

Türkel Türegün
Ressam hakkında bilgi ile tabloları satın alınabilir.

Atanur Doğan
Asuman – Atanur Doğan’ın suluboya ve heykellerinden oluşan Anadolu motifleri ve diğer kültürlerin motiflerinden oluşan, ağırlıklı suluboya tekniğiyle yapılmış eserler.

Ressam Murat Sevinç
1985 yılından bu yana bir çok dergi ve gazetede ressamlık yapan ve hala bir çok yayınevinde ressamlık faaliyetlerini sürdüren Murat Sevinç’in web sitesi.

Galeri NEV
İstanbul ve Ankara’da şubeleri bulunan Türkiye’nin en eski ve köklü çağdaş sanat galerileri.

Can Vancı
Can Vancı’nın karakalem, illüstrasyon, maket çalışmaları ve kişisel bilgileri yeralıyor.

Rasim Güler
Ressam Rasim Güler’inin sergileri, yağlı boya resimleri, özgeçmişi ve şiirleri.

Lebriz.com
Sergiler, sanatçılar, müzayedeler, etkinlikler ile sanat tarihi gibi bölümler bulunuyor.

Cemal Varol Resim Sergisi
Cemal Varol’un desen, yağlıboya ve karışık teknik çalışmalarının bulunduğu kişisel resim sergisi.

Murathan Alınak
Gelenekselden farklı bir tarzda çizmiş olduğu hat eserleri ile bilgileri bulunmakta.

Alaattin Bender Resim Atölye ve Galerisi
Pirinç Han’daki atölyem de yarattığım Yağlı boya ve pastel resimlerim ile ünlü ressamlarımızın hayatına ve sanata dair güncellenen yazılarımı izleyebilirsiniz.

Selahattin Yıldırım
Sanatçının özgeçmişine ve çalışmalarına ulaşılabilir.

Fevzi Tüfekçi
Sitede, sanatçının gravür test ve denemeleri yer alıyor.

Harmony Sanat Galerisi
Resim, seramik, heykel sergileri ve sanat çalışmaları ile Kuzguncuk resim galerisi.

Sadık Varer’in Resimleri
Sadık Varer’in sanal resim sergisi, özgeçmişi ve iletişim bilgileri.

Sibel Tetik Günay Resimleri
Ressam Sibel Tetik Günay’ın resimleri, sergileri ve özgeçmişinin yeraldığı web sitesi.

Bakraç Sanat Galerisi
1999′dan bu güne, Refik Halid Karay’ın romanlarını kaleme aldığı huzur dolu mekanda bulunan resim galerisi.

Levissi Sanat Galerisi
Çetin Bilgin ve Elif Bilgin’in resim ve heykel çalışmaları.

Atelye E Sanat Grubu
Atölye E sanatçılarının Ankara galerilerinde sergilenen güncel eserleri.

Artgallery Kleopatra
Kleopatra sanat galerisi Ressam Sabiha Akmeşe tarafından 22.12.2000 yılında Ankara Oran Şehrinde açıldı.Galeri, sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapmayı eserlerinin tanıtımını sanatçıları ve eserlerini sanat severlerle buluşturmayı amaçlamaktadır.

Salih Yön Sanatevi – Antalya
Güsad başkanı ressam Salih Yön tarafından Antalya’da açılan sanatevi.

Ressam Bilal Geniş
Yaklaşık 33 yıldır resim çiziyorum ve şiir yazıyorum. Bu güne kadar 65 kişisel sergi açtım, ayrıca yazmış olduğum şiirlerede yer verdim. Umarım beğenirsiniz ve eleştirilerinizi yazarsınız.

Pınar Yasav – PınArt
Ressam ve yazar Pınar YASAV’ın biyografisi, çalışmaları ve sergilerinden görüntülerin yeraldığı tanıtıcı web sitesi.

Galeri İnterNet
Plastik sanatlar sitesi.

Sanat ve Yaşam
Sanat ve yaşama dair herşey.

Kle Dergi
Çizgi grubunca hazırlanan karikatür, illüstrasyonlar ve ilgili bilgileri.

Nurettin Erdoğan Resim Galerisi
40 yıla yakın birikim ve emeğin ürünlerinin yer aldığı kişisel web sitesi.

Ressam Esat Acet Eserleri
Ressam Esat Acet’in biyografi ve eserlerinin yer aldığı resmi web sitesi.

Ressam Sönmez Türker
Ressam Sönmez Türker’in eserlerini paylaştığı resmi web sayfasında, sanatçının biyografisi, resimleri ve sergi haberlerini yer alıyor.

Sanatolye
Ressam Serap Kökten’in, başta yağlı boya olmak üzere karışık teknik ve kolaj teknik çalışmaların ve özgeçmişinin yeraldığı kişisel sitesi.

Sencer Öztüfekçi – Detaylar
Sencer Öztüfekçi’nin kişisel tasarım ve çalışmalarının yayınladığı internet sitesi.

Pcface.net Duvar Kağıdı Arşivi
Türkiye’nin en geniş içerikli duvar kağıtları kaynak sitesi. Araçlar, celebrities, 3dsanat, manzara, hayvanlar ve daha bir çok kategori ile sizlerin karşısındayız.

Hayrettin Şengün
Ressam Hayrettin Şengün ün yağlı boya resimleri, fotoğrafları ve biyografisinin yeraldığı kişisel web sitesidir.

Alıntıdır.

Image Hosted by ImageShack.us

Johannes – Jan Vermeer
1632-1675
Evlerin içindeki gündelik hayatı betimlediği tablolarıyla
tanınan Hollandalı Barok ressam. Vermeer yaşamı boyunca
başarılı, taşralı bir tür ressamı olarak tanındı.
Göreceli olarak çok az tablo ürettiği ve ölümünün
ardından eşi ve çocuklarına borç bıraktığı için
zengin bir adam olarak anılmamaktadır.

Vermeer, parlak renkler, peygamberçiçeği mavisinden
sarıya kadar pahalı boya maddeleri kullandığı resimleri
üzerinde son derece dikkatli ve yavaş çalıştı.
Tablolarındaki ışık kullanımı ve ustalıklı işleyiş
ile ünlendi. Çalışmalarında çoğunlukla açık bir sevgi
teması özellikle de aşk hastalığı dikkat çeker.
Onun eserlerinde yarattığı dünya yaşadığına göre
çok daha kusursuzdu.

Ölümünün ardında bir yüzyıl boyunca unutulan Vermeer,
1866 yılında sanat eleştirmeni Thoré Bürger tarafından
tekrar keşfedildi. Bürger, Vermeer’in 66 eseri hakkında
bir makale yayınladı (bugüne bu eserlerden 35 tanesinin
onun olduğu kabul edilmektedir) O günden itibaren
Vermeer’in ünü büyüdü ve Hollanda Altın Çağı’nın en
önemli ressamlarından biri kabul edilmeye başlandı.
Konu başlıkları

Yaşamı

Vermeer’in yaşamı hakkında çok az bilgi vardır. Delft
kentinde resim yaparak yaşamını kazandığı düşünülmektedir.
Ressamla ilgili kaynaklar bazı devlet kayıtları ve diğer
ressamların yorumları olduğu için Thoré Bürger onu
“Delft’in Sfenksi” olarak andı.[3] John Michael Montias,
Vermeer hakkında Vermeer and his milieu: a web of social
history isimli bir biyografi yazdı. Bu biyografide de
ressamın yaşamından çok o dönemki sosyal hayat anlatıldı.
1652′de Delft

Gençliği

31 Ekim 1632′de Johannes Reform Kilisesi’nde vaftiz edildi.
Babası Reijnier Janszoon orta sınıf bir ipek işçisiydi.
Bir süre Amsterdam’da ressamların yaşadığı bir sokakta
kaldıktan sonra 1615 yılında Digna Baltus ile evlendi
ve çift Delft’e taşındı.[6] 1620′de kızları Gertruy’u
vaftiz ettirdiler. 1630′larda Reynier Janz resim ticaretine
başladı. 1631′de ise Uçan Tilki isimli bir han aldı.
On sene sonra pazar meydanında daha büyük bir han aldı.
Vermeer’in babası 1652′de vefat etti.

Evliliği ve ailesi

Bir protestan kilisesinde vaftiz edildiği bilgisine rağmen
Johannes Reijniersz Vermeer, katolik bir kız olan Catherina
Bolenes ile evlendi.
Süt Döken Kadın (1658-1660)

Evliliğin kutlaması küçük bir köy olan Schipluiden’de yapıldı.
Damat için bu, kârlı bir evlilikti çünkü kayınvalidesi Maria
Thins, Vermeer’e göre çok zengin bir kadındı. Büyük ihtimalle
5 Nisan 1653′teki nikahtan önce ressamın katolik olmasını da
o istemişti.

Bazı uzmanlar Vermeer’in katolikliğine şüpheyle yaklaşmaktadır.
Fakat ressam Katolik İnancının Alegorisi (1670-1672) isimli
tablosunda komünyon inancını anlattı. Bu tablo, gizli bir
kiliseye sahip bir katolik için yapılmıştı.[8] Vermeer,
evlerinin ikinci katındaki odasında hayatının sonuna kadar
resimler çizdi. Eşi ressama on dört çocuk doğurdu.
u çocukların on tanesi yaşayabildi (üç erkek ve yedi kız).

Kariyeri

Vermeer’in bir ressamın yanında çırak olup olmadığı ve eğer
olduysa o ressamın kim olduğu belirsizdir. Genellikle kendi
kasabasında çalıştığına ve öğretmeninin ya Carel Fabritius
ya da Leonaert Bramer olduğuna inanılır. Kendi kendine resim
yapmayı öğrenmiş olabileceği gibi, babasının bağlantıları
sayesinde bir eğitmen tarafından eğitilmiş de olabilir.
Şarap Bardaklı Kız, 1660

29 Aralık 1653′te, Vermeer ressamlar için ticari bir kuruma
üye oldu. Kurumun kayıtlarına göre Vermeer üyelik için gerekli
ücreti ödememişti. Bu da onun finansal durumunun kötülüğü
hakkında bir ipucu olabilir. 1657′de yerel bir sanat
oleksiyoncusu olan Pieter van Ruijven ile tanıştığı ve
Ruijven’in Vermeer’e para verdiği düşünülmektedir. 1662′de
ise Vermeer kurulun yöneticiliğine seçildi. 1663, 1670 ve
1671′de bu makama tekrar seçilmesi çevresi tarafından takdir
edildiğinin bir kanıtı olabilir.

Vermeer her tablosu üzerinde teker teker çalışan ve senede
en fazla üç eser üreten bir ressamdı. 1672 yılında XIV.
Louis’nin komutasındaki Fransız ordusu güneyden saldırarak
Hollanda Cumhuriyeti’ni işgal etti. Bu sırada İngilizler de
ülkeye savaş açmıştı ve doğudan da iki Alman piskoposu
Hollanda’ya zarar vermeye çalışıyordu. Bütün bu olaylar
pek çok Hollandalının paniklemesine, dükkanların ve okulların
kapanmasına sebep oldu. Bu şekilde geçen yıllar Vermeer’e hem
bir ressam hem de bir sanat tüccarı olarak büyük zarar verdi.
Geniş bir aileye bakmak zorunda olan ressam borçlanmaya başladı.

Sanatçı, Aralık 1675′te geçirdiği cinnet sonucu bir buçuk gün
içerisinde 43 yaşında vefat etti. Eşi, yazılı bir dökümanda
kocasının ölüm sebebinin finansal baskıların oluşturduğu stres
olduğunu açıkladı. On bir çocuğu tek başına büyütmek zorunda
alan Bolnes yüksek mahkemeden borçların silinmesini istedi.

Delft’te saygı duyulan bir ressam olan Vermeer, yaşadığı
dönemde kendi kasabası dışında tanınamadı.

Teknik
Memur ve Gülen Kız, 1657-59

Vermeer pointillé olarak adlandırılan tekniği[12] kullanıyordu
ve resimlerini boyayı tuval üzerine gevşek ve tanecikli katmanlar
hâlinde yayarak çiziyordu. Resimlerinde kusursuz yerleşimi
yakalayabilmiş olmasına rağmen, tablolarında ön çalışmalara
ait izler bulunmaz. Ayrıca, tablolar haricinde hiçbir çizim,
kesin olarak Vermeer’e mal edilmemiştir. David Hockney’nin yanı
sıra, Hockney-Falco tezini savunan birçok sanat tarihçisine göre,
ressam bu kesin yerleşimi elde edebilmek için camera obscura
ullanıyordu. Çıplak göz yerine bu tür bir lensin kullanılmasıyla
ortaya çıkacak ışık ve perspektif etkilerinin Vermeer’in
tablolarında da görülmesi, bu görüşü desteklemektedir.
Ancak ressamın camera obscura’yı ne ölçüde kullandığı konusu,
tarihçiler arasında tartışmalıdır.

On yedinci yüzyıl ressamları arasında Vermeer kadar müsrif bir
şekilde lacivert taşı ya da doğal lacivert gibi pahalı boya
maddeleri kullanan yoktur. Vermeer, sadece bu maddeleri
ullanarak doğallığı yakalamamış ayrıca amber ve toprak gibi
maddelerle iç mekandaki ışıklandırma ve duvara birden çok
renk yansıtma konusunda başarılı olmuştur. Vermeer’in bu
çalışma metodunda Leonardo’dan esinlendiği düşünülmektedir.

Ressamın, doğal laciverti en etkili kullandığı eserlerinden
biri Şarap Bardaklı Kız’dır. Kırmızı saten elbisenin gölgelerinde
doğal lacivert görülebilir. Kırmızı ve lacivertin birleşmesi
le yer yer oluşan morlarla eserdeki renk kullanımı çok güçlüdür.

Vermeer finansal olarak zora düştüğü 1672 senesinde bile pahalı
boya maddeleri kullanmaya devam etti. Bu sebeple Vermeer’in bu
maddeleri bir koleksiyoncudan büyük ihtimalle de patronu Pieter
Claesz van Ruijven’den tedarik edildiğine inanılmaktadır.

İşlediği konular

Vermeer çoğunlukla ev yaşamını konu alan iç mekanlar çizdi.
İki şehir manzarası dışında çalışmaları tür resimleri ve
portrelerin başarılı örnekleridir.

Eserleri ile on yedinci yüzyıl Hollanda sosyal hayatına dair
fikirler de verdi. Basit bir kadının süt dökmesinden
zenginlerin lüks odalarındaki portrelerine kadar her
seviyeden insanı çizdi. Çalışmalarından dini ve bilimsel
yan anlamlar da çıkartılabilir.

Alıntıdır.

Vincent Willem van Gogh (30 Mart 1853 – 29 Temmuz 1890) , Hollandalı post-empresyonist ressam. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı eserleri arasında yer alır.

Van Gogh, gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçirmiş, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra, Belçika’da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştur. Resim kariyerine 1880′den sonra başlamıştır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris’te tanıştığı empresyonizm ve neo-empresyonizm akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş, Güney Fransa’da geçirdiği süre zarfında da bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim tarzını geliştirmiştir.

Van Gogh, ömrünün son on yılı boyunca yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resim ve 1100 karakalem çalışma üretmiş, en meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yapmıştır. 1888′de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir.

Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo’dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta durabilmiştir. İki kardeşin arkadaşlığı, 1872′den itibaren birbirlerine yazdıkları mektuplarla belgelenmiştir.

20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin ilham kaynaklarından biridir ve ekspresyonizmin öncülerinden kabul edilir.

Yaşamı

Vincent van Gogh’un imzası -

İlk yıllar (1853 – 1869)

Vincent van Gogh, Hollanda’nın güneyindeki Noord-Braband bölgesinde bulunan Zundert kasabasında, Protestan rahibi Theodorus van Gogh ve Anna Cornelia van Gogh’un ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Van Gogh’un doğumundan bir yıl önce, annesi bir ölü doğum yapmıştı, ve bebek ölmeseydi Vincent ismi ona verilecekti. Bu olayın, genç Van Gogh’u derinden etkilediği ve Van Gogh’un sanatındaki kimi öğelerin bu olaydan kaynaklandığı ileri sürülmüştür. Van Gogh dört yaşındayken, kardeşi Theodorus (Theo) dünyaya geldi. Van Gogh’un, Theo dışında bir erkek (Cornelius) , üç de kız kardeşi (Elisabeth, Anna, Wil) vardır.

Van Gogh, 1864′te Zundert’e 30 km uzaklıktaki Zevenbergen yatılı okuluna yazıldı. 1866′da ise ortaokul için Tinburg’a geçti. 1868′de eğitimini yarıda bırakarak Zundert’e döndü. Sonradan kardeşi Theo’ya yazacağı bir mektupta, çocukluk yıllarını “kasvetli, soğuk ve kısır” olarak betimleyecekti.

Sanat simsarı ve vaiz (1869 – 1881) On dokuz yaşındaki van Gogh (1872) -

1869′da, henüz on beş yaşındayken, amcası Vincent (“Cent”) aracılığıyla Lahey’deki bir sanat simsarlığı firmasında iş buldu, Ocak 1873′te firmanın Brüksel ofisine geçti. Mayıs 1873′te ise firma Van Gogh’u İngiltere’ye yolladı. Londra’nın güneyindeki Brixton bölgesine yerleşen Van Gogh, işindeki başarısı sayesinde kısa sürede babasından çok para kazanmaya başladı. Ev sahibinin kızı Eugenie Loyer’den hoşlandı, fakat ona açıldığında, kız gizlice başka bir kiracıyla nişanlandığını söyleyerek Van Gogh’u reddetti. İngiltere’de kaldığı süre boyunca giderek içine kapanan ve dindarlaşan Van Gogh, 1875′te firmanın Paris ofisine yollandı. 1876′da ise artık sevmediği simsarlık işini bırakarak İngiltere’ye döndü, ve Londra’nın güneydoğusundaki Ramsgate kasabasında bir yatılı okulda gönüllü öğretmenlik yapmaya başladı. Okul Middlesex’e taşınınca bir süre Isleworth’de başka bir okulda öğretmenlik yapan Van Gogh, Aralık 1876′da Hollanda’ya geri döndü, ve altı ay boyunca Dordrecht’te bir kitapçı dükkanında çalıştıktan sonra, Mayıs 1877′de teoloji okumak amacıyla Amsterdam’a geçti. Temmuz 1878′de bundan da vazgeçerek ailesinin yanına döndü. Ocak 1879′da ise misyonerlik amacıyla Belçika’da fakir bir madenci bölgesi olan Borinage’a yerleşti. Buradaki madencilerin kötü yaşam koşullarından etkilenen Van Gogh, onlarla daha iyi iletişim kurabilmek için özellikle kötü koşullarda yaşadı, yemek ve kıyafetlerinin çoğunu işçilere verdi, yatak yerine saman üzerinde uyumaya başladı. Temmuz 1879′da, “rahiplik mesleği: nin saygınlığını zedelediği” için kilise tarafından işine son verildi, ama Van Gogh bir yıl daha bölgeden ayrılmadı. 1880 sonbaharında, kardeşi Theo’nun tavsiyesine uyarak resimde kariyer yapmaya karar verdi, ve sanat eğitimi almak için Brüksel’e gitti. Buradaki Güzel Sanatlar Okulu’na başvurduysa da sonradan fikrini değiştirerek Nisan 1881′de Etten’e, ailesinin yanına döndü.

Etten, Lahey ve Drenthe (1881 – 1883) Natürmort, Aralık 1881 -

Etten’de resim sanatı üzerine kitaplar okuyan ve sık sık resim yapan Van Gogh, bir taraftan da kendisinden yedi yaş büyük olan dul kuzeni Kee Vos-Stricker’den hoşlanmaya başladı. Kee’ye evlenme teklif etti, fakat teklifi “hayır, asla, asla” (niet, nooit, nimmer) sözleriyle reddedildi. Bunun üzerine aşkını saplantıya dönüştüren Van Gogh, Kee kendisini görmeyi reddedince Kee’nin babası (ve kendi eniştesi) Johannes Stricker’le defalarca kez görüşüp Kee’yi istedi, ama eniştesi kızının maddi anlamda bağımsız olmayan bir adamla evlenmesini istemiyordu. Bir keresinde Van Gogh, Kee’yi görebilmek için eniştesine baskı yaparken, elini bir mum alevi üzerinde tutarak “elimi alev üzerinde tutabildiğim müddetçe onu göreyim” dedi, ama eniştesi mumu üfleyerek söndürdü. Kee konusundaki ısrarı ve başka sebepler yüzünden babasıyla kavga eden Van Gogh, Aralık 1881′de bir kez daha aile evinden ayrılıp Lahey’e yerleşti.

Van Gogh bir süre Lahey’li ressam Anton Mauve’un yanında çalıştıysa da Mauve çok geçmeden Van Gogh’la arasına mesafe koydu. Van Gogh’a göre bunun sebebi, kendisinin alkolik bir fahişeyle yaşamaya başlamasıydı. Van Gogh, Sien ismiyle bilinen, fakat asıl adı Clasina Maria Hoornik olan bu kadınla Ocak 1882 sonlarında tanışmış, ve kadını beş yaşındaki çocuğuyla beraber kendi evine almıştı. Sien Temmuz 1883′te bir erkek çocuk doğurunca Van Gogh ona da bakmaya başladı. (Sien bu çocuğa Willem ismini verdi. Willem sonradan Van Gogh’un oğlu olduğunu iddia etmişse de, tarihler bu iddiayı desteklememektedir. ) Van Gogh’un Sien ile ilişkisi ailesini de rahatsız ediyordu, ve aile Van Gogh’a Sien’i bırakması yönünde baskı yapmaya başladı. Van Gogh önceleri bu baskıya direndiyse de, Eylül 1883′te Sien ve çocuklarını ortada bırakarak Lahey’den ayrıldı, ve altı hafta boyunca Hollanda’nın kuzeyindeki Drenthe’de dolaşıp resim çizerek yaşadı. 1883 sonlarında ise, Nuenen’e taşınmış olan ailesinin yanına döndü. Van Gogh, Sien ile beraber yaşadığı on dokuz ay boyunca, kadının ve çocuklarının düzinelerce resmini çizmiştir.

Nuenen ve Antwerpen (1883 – 1886) Patates Yiyenler, 1885 –

Van Gogh, Nuenen’de kendini resme verdi. Komşularını, tarlada çalışan işçileri, kulübelerinde kıyafet dokuyan dokumacıları çiziyordu. 1884′ün sonbaharında, Margot Begemann adlı bir komşu kızıyla ilişki yaşamaya başladı, fakat çiftin evlenmesine iki tarafın da ailesi karşı çıktı. Bunun üzerine striknin içerek intihar etmeye teşebbüs eden Margot’u Van Gogh hastaneye yetiştirdi.

26 Mart 1885′te babası bir inme sonucu hayatını kaybedince Van Gogh derin bir yasa girdi. Aynı sıralarda Paris’te Van Gogh’un resimleri ilgi çekmeye başlıyordu. 1885 baharında Van Gogh, bugün ilk önemli eseri kabul edilen Patates Yiyenler’i (De Aardappeleters) bitirdi. Ağustos’ta ise resimleri Lahey’deki bir galeride ilk kez sergilendi. Eylül’de model olarak kullandığı kızlardan birini hamile bırakmakla suçlanınca, kasabanın Katolik rahibi, kasabalıların Van Gogh’a modellik yapmalarını yasakladı.

Van Gogh, Nuenen’de çizdiği resimlerde hep doğal ve karanlık renkler kullandı, daha sonraki eserlerinde ağırlıklı olarak kullanacağı canlı renklerden kaçındı. Kardeşi Theo’ya yeteri kadar resim satamadığı için sitem ettiğinde, Theo Paris’te renkli empresyonist resimlerin çok sattığını, Van Gogh’un resimlerinin ise fazla karanlık bulunduğunu yazdı. Nuenen’de geçirdiği iki sene boyunca Van Gogh, pek çok karakalem ve suluboya çalışmanın yanı sıra, 200 kadar yağlıboya resim üretti.

Sigara İçen Kafatası, 1885 –

Kasım 1885′te Antwerpen’e taşınıp bir resim galerisinin üst katında yaşamaya başlayan Van Gogh, kardeşi Theo’dan gelen tüm parayı resim malzemelerine ve modellere harcayıp kendi sağlığını ihmal etmeye başladı. Günlerinin çoğunu ekmek, kahve ve sigarayla geçiriyor, bir taraftan da çok fazla absint içiyordu. Muhtemelen vitamin eksikliğinden dişleri gevşeyip ağrımaya başladı. Ocak 1886′da Antwerpen Güzel Sanatlar Okulu’na yazıldıysa da birkaç hafta sonra, kötüleşen sağlık durumu ve akademik sanat eğitimine duyduğu güvensizlik yüzünden okuldan ayrıldı. Şubat ayının çoğunu hasta geçirdikten sonra, Mart 1886′da Paris’e, kardeşi Theo’nun yanına taşındı.

Van Gogh, Antwerpen’de geçirdiği dönemde pek çok müze gezip Peter Paul Rubens gibi eski ustaların resimlerini incelemiş, bu resimlerden etkilenerek paletini biraz genişletmiştir. Aynı dönemde, ukiyo-e adıyla bilinen Japon gravürlerine ilgi duymaya başlamış ve bu tarzı kendi resimlerinde de kullanmıştır.

Paris (1886 – 1888)

Paris’te bir süre Theo’nun Montmartre’daki dairesinde beraber yaşayan iki kardeş, Haziran 1886′da Rue Lepic üzerinde daha büyük bir daireye taşındı. Bu dönemde iki kardeş arasında yazışma olmadığı için Van Gogh’un Paris’te geçirdiği zaman hakkında elimizde nispeten az bilgi vardır.

Van Gogh Paris’te bir süre ressam Fernand Cormon’un atölyesinde çalıştı, ve atölyenin diğer öğrencileri emile Bernard ve Henri de Toulouse-Lautrec ile yakın arkadaş oldu. Paris’te hakim sanat akımları, empresyonizm ve henüz yeni filizlenmekte olan neo-empresyonizm idi. Theo’nun galerisi, Claude Monet, Alfred Sisley, Edgar Degas ve Camille Pissarro gibi empresyonist ressamların eserleriyle doluydu. Puantilist (noktacı) stilin ustaları Georges Seurat ve Paul Signac, şehrin en ünlü ressamlarıydı. Signac ile bizzat tanışan Van Gogh, arkadaşı emile Bernard ile beraber noktacı stili denemeye başladı. Bu stilde resimler, çok sayıda ufak renk noktasının sabırla kanvasa işlenmesiyle oluşturuluyordu.

Van Gogh kardeşlerin arası, beraber yaşamanın getirdiği problemler yüzünden bir ara açıldıysa da 1887 baharında tekrar düzeldi. Kasım 1887′de Van Gogh, Danimarka’dan Paris’e yeni gelmiş olan ressam Paul Gauguin ile tanıştı ve iki ressam bazı eserlerini değiş tokuş ettiler. Bu arkadaşlık, bir yıl kadar sonra dramatik bir biçimde sona erecekti. Şubat 1888′de, şehir hayatından ve Paris’in soğuk kışlarından bunalan Van Gogh, güneşli Güney Fransa kıyılarına doğru yola koyuldu. Paris’te geçirdiği iki yıl boyunca, yaklaşık 200 resim çizmişti.

Arles (1888 – 1889) Ayçiçekleri serisinden bir resim: Vazoda on iki ayçiçeği, 1888 -

Van Gogh, Güney Fransa’daki Arles kasabasına, burada ütopik bir sanat kolonisi kurma hayalleriyle yerleşti. Mart ayı boyunca manzara resimleri çizdi, bu resimlerinden üçü Paris Bağımsız Ressamlar Topluluğu’nun o yılki sergisinde sergilendi. Mayıs 1888′in başında, Şubat’tan beri kalmakta olduğu ve fazla pahalı bulduğu Hotel Carrel’den çıkarak Cafe de la Gare adlı başka bir otele yerleşti. Yine Mayıs ayında, bugün “Sarı Ev” olarak bilinen boş evin dört odasını tuttu ve atölye olarak kullanmaya başladı. Ağustos ayı boyunca, bugün Ayçiçekleri ismiyle bilinen bir dizi vazolu ayçiçeği resmi yaptı.

Teras Kafe, 1888 –

Eylül ayında iki tane yatak satın alarak Sarı Ev’e yerleşen Van Gogh, aynı sıralarda Teras Kafe adlı meşhur eserini bitirdi. Sarı Ev’i, kurmak istediği sanat kolonisinin merkezi olarak düşünüyor, koloniye katılmaları için çevre kasabalarda yaşayan ressamlarla (Eugene Boch, Dodge MacKnight gibi) görüşüyordu. Arkadaşı Gauguin’i de Arles’a davet etti. Uzun süre tereddüt ettikten sonra daveti kabul eden Gauguin, Theo’nun parasal desteğiyle Ekim 1888′de Arles’a geldi ve Sarı Ev’de Van Gogh’un kendisi için özel olarak hazırladığı odaya yerleşti.

Gauguin ve Van Gogh, Kasım ayı boyunca beraber resim gezilerine çıktılar, değişik resim teknikleri ve anlayışları üzerine uzun tartışmalar yaptılar. İki ressamın da dengesiz duygusal yapısı sayesinde, resim tartışmaları giderek kızışmaya başladı, bozulan havalar ve dar alanda beraber yaşamak ise durumu daha kötü hale getirdi. Ruhsal sağlığı bozulmaya başlayan Van Gogh, Gauguin’in kendisini terk edeceğinden korkmaya başladı. Bu gergin durum, 23 Aralık 1888 gecesi bir krizle sonuçlandı. Bir kavga sonucu hışımla evden çıkan Gauguin’i bir süre takip eden Van Gogh, daha sonra eve döndü ve kendi sol kulağının alt kısmını kesip kopardı. Kopardığı parçayı bir bez ya da kağıt parçasına sarıp yerel bir genelevde çalışan Rachel adlı fahişeye verdi. Geneleve çağrılan polisler, baygın halde buldukları Van Gogh’u hastaneye kaldırdılar. Olayı ertesi sabah öğrenen Gauguin, Theo’ya haber verdikten sonra Arles’dan ayrıldı ve bir daha Van Gogh’la görüşmedi. Van Gogh ise kan kaybı ve ruhsal bunalım sebebiyle birkaç hafta hastanede kaldı.

Ocak 1889′da hastaneden çıkıp Sarı Ev’e yerleşen Van Gogh, halüsinasyonlar ve zehirlenme paranoyası sebebiyle, Şubat başında hastaneye geri döndü. On gün sonra hastaneden salıverildiyse de, endişeli kasabalıların baskısı sonucunda, Mart başında polis zoruyla tekrar hastaneye kapatıldı. Nisan ayında ise arkadaşı Paul Signac’ın gözetiminde evine dönmesine izin verildi. Kasabada istenmediğinin farkında olan Van Gogh, Theo’nun tavsiyesi üzerine, Arles’a 30 km uzaklıkta bulunan Saint-Remy kasabasındaki Saint-Paul-de-Mausole akıl hastanesine geçmeyi kabul etti, ve 8 Mayıs 1889′da Arles’dan ayrıldı.

Saint-Remy ve Auvers-sur-Oise (1889 – 1890) Yıldızlı Gece, 1889 –

Van Gogh, Saint-Remy’de Dr. Theophile Peyron’un gözetiminde resim yapmaya devam etti. Haziran 1888′de en bilinen eserlerinden biri olan Yıldızlı Gece’yi yaptı. Temmuz ortasında tekrar bir nöbet geçirip boyalarını yemeye kalkışınca bir süre resim yapmasına izin verilmediyse de, durumu düzelince resim yapmaya devam etti. Zamanının çoğunu odasında geçiriyor, dışarıya ancak doktor gözetiminde kısa yürüyüşler için çıkabiliyordu. Bu yüzden resim konusu bulmakta zorlanınca, Jean-François Millet gibi başka ressamların veya kendisinin daha önceki eserlerinin yeni yorumlarını çizmeye başladı. 1889 sonu ve 1890 başında bir dizi yeni nöbet geçiren Van Gogh, aynı sıralarda Paris’te ünlenmeye başladı. Ocak 1890′da Mercure de France dergisinde çıkan bir yazıda, Van Gogh’dan “dahi” diye bahsediliyordu.

Dr. Gachet’nin Portresi, 1890 –

Mayıs 1890′da Van Gogh Saint-Remy’den ayrılıp Paris yakınlarındaki Auvers-sur-Oise’a geldi. Burada, daha önce ruhsal problemli ressamlarla ilgilenmiş olan Dr. Paul Gachet’nin gözetiminde kalacak, kardeşi Theo’ya da yakın olacaktı. Van Gogh’un Dr. Gachet hakkındaki ilk yorumu “bence benden daha hasta, ya da tam benim kadar hasta diyelim” oldu. Fakat sonradan doktorla iyi geçinmeye başlayan Van Gogh, doktorun üç ayrı portresini çizdi. Auvers-sur-Oise’da kaldığı süre boyunca kendini tamamen resme veren Van Gogh, burada geçirdiği 70 günde yaklaşık 70 yağlıboya resim üretti. Annesi ve kızkardeşine yazdığı son mektupta, kafasının geçen yıla göre çok daha sakin ve huzurlu olduğunu yazdı.

27 Temmuz 1890′da resim malzemelerini alıp bir tarlaya yürüyen Van Gogh, kendisini tabancayla göğsünden vurdu. Sendeleyerek kaldığı otele döndü ve yatağına uzandı. Kanamayı farkeden otel sahibi, kasaba doktoru Mazery’yi ve Van Gogh’un doktoru Gachet’yi çağırdı. Doktorlar, mermiyi çıkarmanın çok riskli olacağına kanaat getirip Theo’ya hemen gelmesi için haber yolladılar. Vincent Van Gogh, 29 Temmuz 1890 sabahı 1:30 sularında, kardeşi Theo’nun kollarında öldü, ve Auvers-sur-Oise’a gömüldü.

Vincent’tan altı ay sonra Theo da uzun süredir mücadele ettiği frengi hastalığına yenilerek hayata gözlerini yumdu. Theo’nun naaşı önce Utrecht’e gömüldüyse de, karısı Johanna’nın isteği üzerine 1914′te Auvers-sur-Oise’a getirildi ve Vincent’in mezarının yanına gömüldü. Dr. Gachet’nin bahçesinden alınarak mezar taşlarının arasına dikilen sarmaşık filizi, bugün iki kardeşin mezarlarını tamamen kaplamaktadır.

Hastalığı

Van Gogh’u özellikle hayatının son iki yılında ciddi şekilde etkilemiş olan akıl hastalığı için bugüne kadar 30′dan fazla teşhis veya olası sebep ileri sürülmüştür. Bunlardan bazıları, şizofreni, bipolar bozukluk (eski adıyla manik depresyon) , frengi, boya zehirlenmesi (soluma veya yutma yoluyla) , Meniere hastalığı ve güneş çarpmasıdır. Kötü beslenme, aşırı çalışma, uykusuzluk ve alkol düşkünlüğü, muhtemelen hastalığın etkilerini artırmıştır.

Van Gogh’un özellikle son dönem eserlerinde açıkça görülen sarı renk düşkünlüğünün de tıbbi bir bozukluktan kaynaklandığını ileri sürenler olmuştur. Bu konudaki teorilerden birine göre, Van Gogh’un bolca içtiği absintte bulunan tuyon adlı madde, zaman içinde Van Gogh’un görüşünü bozarak nesneleri sarımtrak renkte görmesine sebep olmuş, bu da ressamın eserlerine yansımıştır. Bir başka teoriye göre, Van Gogh’a hastalığının tedavisi için yüksek dozlarda yüksük otu verilmiştir, ve yüksük otunun sarımtrak görüşe veya sarı lekeler görmeye sebep olduğu bilinmektedir.

İsmail Altınok (Burdur, 1920 – Ankara, 7 Mayıs 2002) , Türk ressam.

Hayat Hikayesi

]1959] yılında Ressam, sanat emekçisi ve öğretmen İsmail Altınok, 1920 yılında Burdur’da dünyaya geldi. İzmir Öğretmen Okulu’nda Abidin Elderoğlu’nun, 1943 yılında bitirdiği Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Malik Aksel ve Refik Epikman’ın öğrencisi oldu. 1942 yılında Cemal Tollu ile tanıştı. Ankara’da Eşref Üren ve Cemal Bingöl ile dostluklar kurdu. Eskişehir Lisesi, Ankara Atatürk Lisesi, Namık Kemal Ortaokulu, Ankara Koloji ve Kıbrıs Limasol 19 Mayıs Lisesi’nde resim öğretmenliği yaptı. 1955 yılında bir grup sergisi için Fransa’ya giderek bir ay Paris’te bulundu. İtalya|İtalyan hükümetinin bursunu kazanarak dört ay Roma’da kaldı. 1943 yılından itibaren Devlet Resim Sergileri’ne katılan ve çeşitli ödüller kazanan ressam, 1973 yılında öğretmenlikten emekli oldu.

İsmail Altınok’un ilk resim sergisi Ankara’da Devrim İlkokulu’nda (1948) , sonuncusu ise 2001 yılı Aralık ayında Ankara İş Bankası Sanat Galerisi’nde açtığı retrospektif sergidir. Resim sanatı üzerine yazdığı kitapların yanı sıra, çeşitli konferanslar verdi: “Bugünkü Türk Resmi”, “Türk Resminin Sorunları”, “Sanatın Tanımı”, “Vasarely”, “Toplumcu Görüş ve Resim Sanatı”, “Olumlu Sanat, Olumsuz Sanat”, “Resimde Kimlik Arayışı” bunlardan belli başlılarıdır.

Sağlık sorunları nedeniyle ömrünün son yıllarında resmi bırakmak zorunda kaldı. 7 Mayıs 2002 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

Sanatı

Burdur Resimleriİsmail Altınok’un tuval üzerine yağlıboya bir çalışması (Antalya, 1980) -

İsmail Altınok denilince akla onun Burdur resimleri gelir. Bu manzara resimlerinde o, doğayı kendine özgü bir tarzda soyutlar. Dr. Kıymet Giray, bir yazısında İsmail Altınok’un Burdur resimleri hakkında şöyle söyler: “Büyük boşluklar oluşturan beyaz yüzeylerin içinde varlığı duyumsanan kent, lekenin, renk lekelerinin tadıyla resimlenir bu manzralarda. Altınok çok geniş bir persfektiften bakmaktadır Burdur’a. Kenti uzaktan ve yüksekte bir noktadan izlemektedir. Dağların eteklerine yaslanan kent, kiremitler ve yer yer yeşil lekelerle kurgulanan bir görünümün yalın, duru, içten öznelliğiyle yakalanmaktadır Altınok’un paletine. Ayrıntıların yerini büyük yüzey hareketlerinin, fotografik gözlemlerin yerini yorumun aldığı bu resimlerde Altınok’un Burdur imgeleri başattır. ”

Altınok’un, bu manzara resimlerinde Burdur’a uzak bir noktadan bakmasının, yani kentin genel bir imgesini kendi soyutlama diliyle yansıtmasının tek nedeni ressamca bir kaygı ya da yaklaşımdan olmasa gerek. Bunda, doğduğu ve öğreniminin ilk yıllarını geçirdiği Burdur’u genç yaşta terketmek zorunda kalmasının da payı olmalı. 1935 yılında, 15 yaşındayken Öğretmen Okulu’na devam etmek üzere Burdur’dan ayrılan Altınok, önce İzmir’de, ardından Balıkesir’de öğrenimini sürdürür. Öğrenimini tamamladıktan sonra, kısa bir süre Burdur’un Çavdır ve Karamanlı köylerinde öğretmenlik yapar. Altınok’un Burdur’dan ikinci ayrılışı, Ankara Gazi Resim-İş Bölümü’ne devam etmek için olur. Bu tarihten sonra Burdur, Dr. Kıymet Giray’ın da belirttiği gibi, “artık aile ziyaretlerinin yapıldığı bir kent olarak yavaş yavaş Altınok’tan uzaklaşmaya başlayacak fakat, sanatsal üretiminin içinde kalıcılığını yakalayacaktır. ”

Burdur resimlerinin Altınok’un sanatsal üretiminde ağırlıklı bir yerininin olmasını nasıl yorumlamak gerek? Burada da, sanat dünyasında genellikle gözardı edilen, ya da salt kişinin gelişim psikolojisine indirgenen öznel gerçeklik’in, evrensele ulaşmada oynadığı önemli role tanık oluyoruz. Burdur, Altınok’a hem memleket, hem de malzeme, bir diğer deyişle imge kaynağı olmuştur. Altınok, bu malzemeyi sonraki gelişme aşamalarında, kendine özgü bir tarzda ustaca değerlendirmeyi bilmiştir.

Figüratif Anlatımlar

Dr. Kıymet Giray, Altınok’un Burdur resimlerinin ikinci gurubunu “aile resimleri” dediği “figüratif anlatımlar”ın oluşturduğunu yazar. “Baba-çocuk ilişkilerini sergileyen ve kendi ailesi ile çocukları arasında ilerleyen aile bağları yansır Altınok’un resim karelerine. ” Bu gruptaki ilk resimleri Epikman Atölyesi’nin (bkz. Refik Epikman) resim anlayışını yansıtır. Bu resimlerde, “figürlerin mekan, konstrüksiyon, geometrik ve soyutlamaya dayalı yorumların güdümünde ilişkilendirildiğini ve açık koyu leke dengelerinin bu kurguyu pekiştirdiği” görülür. “Bir baba olarak çocuklarını resimleyen Altınok, geçen zaman içinde Bonnard esinli yumuşak leke dengelerinin serbest dağılımını yeğleyen anlatımlara yöneldiğini kanıtlamaktadır. Bu yaklaşımı, manzara resimleri için de geçerlidir. ”

Soyut Uygulamalar

Altınok’un kendine özgü yumuşak bir değişim çizgisi izleyen resim anlayışı, 1942 yılında Cemal Tollu ile tanışması ve 1947 sonrası resim sanatında batının soyut uygulamalarının ve yöntemlerinin Türkiye’deki yansımalarıyla keskin bir dönüşüme uğrar. “Lekesel soyutlamalar, kaligrafik örnekler, geometrik soyulamalar derken op-art da resim sanatımızın içine girer. ” Bu dönem, Altınok’un da soyut resimlere yöneldiği dönem olacaktır. “Altınok, op-art çözümlemelerini sanat anlayışına katmaya başlar. Öncelik, pozitif negatif ilişkilerinin yarattığı görsel yanılsamalar üzerine gelişen çalışmaların örneklerinin üretilmesidir. Büyük renk alanlarının geometrik geçişleri, bağımsız, özgür bir resimsel dili çağrıştırır. Sanatçı, anlam ifade eden davranışların kıskacından, açık-seçik olmaktan kurtularak bir resimden beklenen plastik değer’lerin kurduğu ilişkilere yönelmektedir. ”

“Bu op-art resimleri üretmek, Altınok’un sanatına getirdiği radikal bir değişim olmaktan öte anlamlar taşır. Doğa ve figür resimlerini bir kenara bırakıp, matematiksel düzenlemeler, geometrik planlamalar, görsel yanılsamalar üzerine eğilmek, toplumu, üzerinde tartışıp geçildiği yeni bir akımla karşı karşıya getirmek anlamını taşıyacaktır. Resim sanatımızda soyut uygulamaların ağırlıklı olarak bütün sanatçılarımızı egemenliğine aldığı 1960′lı yıllarda İsmail Altınok op-art örnekleriyle farklı yorumlar yakalamaya çalışacaktır. 1975 yılında aldığı Devlet Resim ve Heykel Sergisi Başarı Ödülü, Altınok’un bu anlayışı özgün bir çizgide götürdüğünü kanıtlayacaktır. ”

Son Yıllar

İlerleyen yıllarda Altınok’un, geometrik ve soyutlamaya dayalı yorumlardan, tekrar manzara resimlerine yöneldiği görülür. 1990′lı yıllarda yaptığı son resimlerinde, serbest, belirgin ve kesişen fırça darbeleriyle oluşturduğu renk lekeleriyle yüzey hareketleri yaratır. Bazen bir iki fırça darbesiyle yarattığı bu hareketlilik etkisiyle oluşturduğu biçimler yoluyla resimlerinin plastik değerini artırır. Altınok’un bu resimleri, renk ve geometrik soyutlamaya dayalı geçmiş çalışmalarını gölgede bırakacak kadar yetkin uygulamalardır. Sanatçı, resimlerine konu olan nesneleri, bir diğer deyişle fotografik gözlemlerini kendine özgü bir soyutlama yoluyla önce biçime, ardından renk lekesine indirger. Böylece biçimler, görsel yanılsama yoluyla tekrar elde edilir olurlar.

Sanatçının ulaştığı yetkinlik gözönüne alındığında, son yıllarında rahatsızlığından ötürü resmi bırakmak zorunda kalması Türk resim sanatı için bir kayıptır.

Sanatçının, yeni resme başlayacaklara önerileri ise şunlardır:

“Önce yanlış alışkanlıkları varsa onları bırakmalarını salıklarım. Örneğin; kartpostal cinsinden resimler yapıyorlarsa, fotoğraflardan çalışıyorlarsa bunları hemen bırakmalıdırlar. “Ezbere resim yapıyorlarsa onu da bırakmalı; doğadan görüntüler (manzara) , ölüdoğa’lar (natürmort) , insan resimleri (figür, portre) yapmalıdırlar. Bu resimleri de kimilerinin yaptığı gibi doğadan not alıp evde ezbere boyayarak değil, doğa karşısında çizip, boyayıp tamamlayarak yapmalıdırlar. “Bir amatör bu doğa çalışmalarını yapıp iyi sonuç almadan soyut resme geçmemelidir. ”

Çeşitli yazı ve konferanslarında Türk resm sanatını, özellikle çağdaş Türk resimini şöyle değerlendirmiştir:

“Cumhuriyet ile başlayan yeni Türk Resmi, önceleri bürokratların ve ülkemize getirilen yabancı sanat uzmanlarının vesayeti ve denetimi altındaydı. Bu yabancılar, İkinci Paylaşım Savaşı dolayısıyla ülkemizi terk edince, onların bıraktıkları boşluğu bizim yerli ressamlar doldurdular. Bu ressamlar birdenbire hem ressam, hem öğretmen, hem sanat eleştiricisi, hem de danışman oluverdiler. “Bu dönemde hem Türk Resmi geri bırakılmış hem de ödül ve satış işlerinde (Devlet Sergileri) birçok yüz kızartıcı işler yapılmıştır. “Resim Ağalığı deyimi bu dönemin getirdiği bir deyimdir. ”

İsmail Altınok TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) Devrimci Eğitim Şurası’nda bir bildiri sunmuştur. Bu bildiride, kendi ifadesiyle, şu konulara değinmektedir:

“Bu bildiri ile 14. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans hareketlerinin nasıl geliştiğini, yetişen büyük ressamların katkılarını, Rönesans’ın kuzey ülkelerinde hangi sanatçıları yetiştirdiğini, İspanya, İngiltere ve Fransa’da yaşanan sanat olaylarını anlatıyorum. Bu natüralist sanatın son halkası olan İzlenimciliğin 20. yüzyılın başlarında, Kübizm, Soyut Sanat, Sürrealizm, Dadaizm, Op-Art, Pop-Art gibi yeni akımlarla nasıl ortadan kaldırıldığını açıklıyorum. Bu başarının kahramanlarını, sanatlarını, düşüncelerini belirtiyorum. Öte yandan, günümüzde hızla ilerleyen teknolojinin insanlara yeni bir yaşam üslubu sağladığını, bunun ressam, mimar, düşünür, işçi, işveren, teknisyen işbirliğiyle yaratıldığını ve yeni bir hümanizm yolunun yaratılmasına girildiğini söylüyorum. Ama natüralist sanatın da yapıldığını belirtiyorum. ”

Sanatı Üzerine Görüşler

İsmail Altınok, çalışmalarını sergilediği sergilerde çeşitli eleştiriler almıştır. Ressam ve sanat eleştirmenlerinin İsmail Altınok’un sanatı üzerine görüşlerinden bir kısmı aşağıda verilmektedir.

Adnan Turani (ressam) Halkbank tarafından hazırlanan katalogda şunları söyler:

“İsmail Altınok’u 1959-60 yıllarında tanıdım. 1948-49 yıllarında seyretmiştim. O zamanlar bir Viyyar-Bonnard etkisinde bazı resimlerini seyretmiştim. “Sonra bazı yazılarda kendisinin Burdur peyzajları yaptığını duydum. Bunlardan bir-iki tanesini de gördüm. Gerçekten bu resimler ustanın, ustaca fırça kullandığı ve renklerde de bir temizliğe vardığı resimlerdi. “O zamanlar soyut çalışmıyordu. Sanıyorum 1965′lerden sonra, İsmail Altınok bir soyut merakına düştü. Daha doğrusu çevre onu o noktaya doğru götürdü. “Sanıyorum bu değişiklikten sonra İsmail Altınok’la benim arkadaşlığım başladı. Dostluğum başladı. “İsmail Altınok’un bu büyük değişimi, bu dönemlerdeki dünyadaki tüm soyut yaygınlığına paralel bir çalışmaydı. “Birçok resmini gördüm. Benim kanaatime göre son resimlerinde boyanın tadını, renklerin tazeliğini daha bir rahatlıkla kullandığı kanısı bende vardır. Demek ki İsmail Altınok, bu boya tazeliği arayışında kendini daha bir tatmin edilmiş buluyor. İsmail Altınok’un Türk resmindeki yerini saptamak gerekirse, onun, bu peyzajları, bu taze boyanmış peyzajları (Burdur peyzajları) , sanıyorum, ondan en güzel örnekler. “. . . ama bir insan olarak ve bir sanatçı olarak Türk resminde kendini yoğun şekilde resme veren önemli sanatçılardan birisidir. İsmail Altınok, kendini tamamen resme vermiş, yani hayatı böyle geçen insanlardan biri. Ayrıca okuyan, yazan, mücadele eden bir tarafı da vardır ve bu tarafıyla kendini kabul ettirmiş insandır. ”

Kaya Özsezgin (sanat eleştirmeni) , Emlak Bankası tarafından hazırlanan katalogda şunları söyler:

“Bir kahvehane atmosferi içinde, soba başında ısınan ve sohbet eden Anadolu insanlarının, 1940 dönemi resmine özgü istif ve kompozisyon beğenisiyle yansıttığı bu yapıt ve onun hemen arkasından gelen Burdur peyzajları Altınok’un sanat kariyerindeki ilk çıkışları. “Özellikle Burdur peyzajları dikkat çekmiştir. “Elindeki fırçanın serbest tuşlarıyla biçimlendirdiği görünümleri, kendi koşulları içinde yoğunlaşan resimsel (görsel) bir olguyla bütünleştirir. “Ancak bu resimler, daha yeterince doygunluk düzeyine ulaşmadan, İsmail Altınok’un kesin bir dönüşüm yaparak, onların tam karşıtı olan geometrik-soyut bir çizgiyi benimser göründüğü 1970′li yıllara geliyoruz. “Altınok, bu dönem yazılarında da savunduğu bir görüş çerçevesinde Türk resminin yeni akım ve eğilimlerle bütünleşmekte geç kaldığı inancındadır. Bunun sorumlusu olduğunu öne sürdüğü sanatçıları suçlayıcı bir dil kullanarak sorumlu tutar. “Serginin uyandırdığı ilk izlenim İsmail Altınok’un yine manzara ağırlıklı ve izlenimsel nitelikli bir resme sahip çıktığı yönündedir. Ancak bu kez, Burdur peyzajları dönemine göre, fırçanın daha araştırıcı bir görüş doğrultusunda kullanıldığına tanık olmaktayız. ”

Kıymet Giray (sanat eleştirmeni) , İş Bankası tarafından hazırlanan katalogda şunları söyler:

“İsmail Altınok adı resim çevrelerinde Burdur resmiyle özdeş bir anlam taşır. “Büyük boşluklar oluşturan beyaz yüzeylerin içinde varlığı duyumsanan kent, lekenin, renk lekelerinin tadıyla resimlenir bu manzaralarda. Altınok, çok geniş bir perspektiften bakmaktadır Burdur’a. Dağların eteklerine yaslanan kent, kiremitler ve yer yer yeşil lekelerle kurgulanan bir görünümün yalın, duru, içten öznelliğiyle yakalanmaktadır Altınok’un paletine. “Burdur resimlerinin ikinci gurubunu figüratif anlatımlar oluşturur. Bu grup aile resimleridir. “Altınok’un sanat anlayışının bu yumuşak değişiminin arasında, keskin bir çizgi, radikal bir değişim olarak soyut resimlere yöneldiği dönem yer alacaktır. İşte bu aşamada Altınok, Op-Art çözümlemelerini sanat anlayışına katmaya başlar. “. . . görsel yanılsamalar kadar ışık ve hareket yoluyla yakalanan yanılsamalar da tuval yüzeyinde renklerin ve hareketin yeni kullanım biçimini yansıtırlar. “. . . resimlerin çizgi ve geometrinin yarattığı görsel yanılsamaları uyaran resimlerinden ressamlarımız ne kadar haberdarlardı? Çok açık değil. “Bu alt bilgi üzerine Op-Art resimleri üretmek, Altınok’un sanatına getirdiği radikal bir değişim olmaktan öte anlam taşır. “Resim sanatımızda soyut uygulamaların ağırlıklı olarak bütün sanatçılarımızı egemenliğine aldığı 1960′lı yıllarda İsmail Altınok Op-Art örnekleriyle farklı yorumlar yakalamaya çalışacaktır. ”

Otobiyografisi”Geleceğin Ormanında Geceleyin hiç Kendi ayaklarını dahi Göremediğin ormandan Geçmedin mi? Ama bildiğin bir şey Yendi korkunu; Yol sürükler seni. – Hangi hedefe ulaştığını Bilememenin Acısı ve sıkıntısı Hiç sarmadı mı seni? Ama bildiğin bir şey Bastırdı korkunu; Yol sürükler seni. ” – “Yalancı bilginler, çok şey bilmekle şişinirler, buna karşılık günlük yaşayışlarında dar kafalı, aşağılık ve kötüdürler. Alçaklığın nice çeşitleri vardır ki çoğu zaman gözümüzden kaçar. ” “Dünyada hiçbir şey geri gelmez; işlediğimiz yanlışlardan sonra. ”

İsmail Altınok’un özel not defteri bu şiirle ve bu sözlerle başlar. Sanatçının kendi ifadesi ile biyografisi ise şöyledir:

“1920 yılında Burdur’da doğdum. İlk ve ortaokulu Burdur’da tamamladım. 1935 yılında öğretmen okuluna gittim. Bir yıl İzmir Öğretmen Okulu’nda, iki yıl Balıkesir Öğretmen Okulu’nda okudum. Öğretmen çıktıktan sonra Burdur’un Çavdır, Karamanlı köylerinde ilkokul öğretmenliği yaptım. Sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne girdim. 1943 yılında bu bölümü bitirerek resim-iş öğretmeni oldum. Mezun olduktan sonra askere gittim. 1946eski yılında terhis olarak Eskişehir Lisesi’ne resim öğretmeni olarak atandım. “1950 yılında Ankara Atatürk Lisesi resim öğretmenliğine nakledildim. Ankara’da Namık Kemal Ortaokulu ve Ankara Koleji1′nde çalıştım. 1961-1963 yıllarında Kıbrıs Limasol 19 Mayıs Lisesi’nde öğretmenlik yaptım. 1973 yılında emekli oldum. “Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Malik Aksel ve Refik Epikman’ın, İzmir Öğretmen Okulu’nda da Abidin Elderoğlu’nun öğrencisi oldum. 1942 yılının yaz aylarında Burdur’da tanıştığım ressam Cemal Tollu ile askerlik yıllarımda İstanbul’da dostluğumu geliştirdim. Ankara’da ressam Eşref Üren ve Cemal Bingöl ile dostluklar kurdum. “1955 yılında bir grupla Fransa’ya gittim. Bir ay Paris’te incelemelerde bulundum. 1959 yılında İtalyan hükümetinin bursunu alarak dört ay Roma’da kaldım. “1943 yılından beri Devlet Resim Sergilerine katılırım. 1943 yılında Ankara Halkevi’nin açtığı Resim ve Fotoğraf Sergisi’nde ikincilik ödülü aldım. 1954 yılında Devlet Sergisi’ndeki ödül usulü kaldırıldığı için “Burdur Dağları” adlı resmim Bakanlığın hazırladığı Sanat Takvimi’ne basıldı ve devletçe satın alındı. 1959 yılında açılan Devlet Resim Sergisi’nde “Dağdaki Evler” adlı resmim ikincilik ödülü, 1975 yılındaki Devlet Sergisi’nde de “Soyut Kompozisyon” adlı resmim başarı ödülü aldı. “Yirminin üzerinde kişisel sergi açtım ve birçok karma sergiye katıldım. Bir trafık kazası sonucu yitirdiğimiz eski Belediye Başkanı adımı Burdur’da bir sokağa verdi. “Kitaplarım: Bugünkü Türk Resmi (1971) , Yeni Resim-İş Dersleri (1975) , Bir Ressamın Notları (1980) . ”

Aldığı Ödüller
1943 yılında, Ankara Halkevi’nin açtığı sergide ikincilik ödülü aldı.
1954′te Devlet Resim Sergisi’ne katılan “Burdur Dağları” adlı resmi Sanat Takvimi’ne basıldı ve devletçe satın alındı.
1959 yılında açılan Devlet Resim Sergisi’nde “Dağdaki Evler” adlı resmi ikincilik ödülü kazandı.

Kitapları
Bugünkü Türk Resmi (1971)
Yeni Resim – İş Dersleri (1975)
Bir Ressamın Notları (1980)

Kişisel Sergileri
Ankara Devrim İlkokulu (1948)
İstanbul Maya Sanat Galerisi (1951)
İstanbul Maya Sanat Galerisi (1953)
Ankara Milli Kütüphane Galerisi (1960)
Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi (1969)
İstanbul Taksim Sanat Galerisi, Ankara OR-AN Sanat Galerisi (Yalnız soyut resim’lerle, 1974)
Ankara Pedil Sanat Galerisi (1982)
Ankara Sanat Yapım Galerisi (1983)
İzmir Türk-Amerikan Derneği Resim Galerisi (1985)
Ankara Doku Sanat Galerisi (1985)
Ankara Şekerbank Sanat Galerisi (1985)
Arda Sanat Galerisi (1991)
Burdur Güzel Sanatlar Galerisi, Oluşum Sanat Galerisi (Yalnız soyut resimler, 1992)
Ankara İş Bankası Sanat Galerisi (Retrospektif, 2001)

Kaynakça
“Manzara Resimleri ve Optik Yanılsamalar Arasındaki Keskin Çizgide Bir Ressam: İsmail Altınok”, Dr. Kıymet Giray (30 Kasım-28 Aralık 2001 tarihleri ararsında Ankara İş Bankası Sanat Galerisi’nde açılan “İsmail Altınok Resim Sergisi” için, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından hazırlanan katalog) .
“İsmail Atınok, Ressam – Sanat Emekçisi – Öğretmen”, Dr. Mehmet Altınok.


İstanbul’un Üsküdar semtinde doğdu. 1855 yılında Tıbbiye Mektebi’ne girdi. Tıp öğrenimini tamamlamadan Harbiye Mektebine geçti.

Resme olan ilgisi ortaya çıkınca sultan Abdulaziz tarafından Paris’e gönderildi. Burada yedi yıl Gerome ve Boulanger atölyelerinde çalıştı. 1871 yılında İstanbul’a döndü. Bir yandan askeri kariyerini sürdürürken, diğer yandan resim yaptı.

Natürmort çalışmaları ile ünlüdür. Resimlerinin önemli bir bölümü İstanbul ve Ankara Resim Heykel Müzeleri ile, Sakıp Sabancı Müzesi ve bazı özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Asıl adı Ahmet Ali’dir. Küçük yaşta Tıbbiye Mektebine girdi (1855). Resim yeteneği nedeniyle bu okulda resim öğretmenliği yardımcılığına getirildi. Daha sonra okuldan ayrılarak Harbiye’ye geçti. Abdülaziz’in ilgisini çekince, resim öğrenimi için Paris’e gönderildi (1864). Önce Mektebi Osmani’ye devam etti. Paris Güzel Sanatlar Akademisi’ne geçti ve G. Boulanger, J. L. Gerome gibi öğretmenlerden dersler aldı. Paris Uluslararası Fuar sergisinde resimleri sergilendi (1867). Resimleri Salon’a kabul edildi (1869, 1870) Abdülaziz, Avrupa gezisi sırasında sergideki resimleri gördü ve Ahmet Ali’yi resim seçip almakla görevlendirdi. 1870’te akademiyi bitiren Ahmet Ali, “Prix de Rome”u kazanarak, üç ay süreyle Roma’ya gönderildi. Yurda dönünce kolağası rütbesiyle Sultanahmet’teki Sanat Mektebi’ne resim öğretmeni olarak atandı (1871). Uzun hazırlık ve çalışmalardan sonra, Sultanahmet’teki Mekteb-i Sanayi’de Türk ve yabancı ressamların eserlerinden oluşan bir resim sergisi açmayı başardı (27-Nisan-1873). Bu sergi, Türkiye’de açılan ilk resim sergisiydi. İkinci sergiyi 1 Temmuz 1875’te Çemberlitaş’taki Darülfünun binası salonunda açtı(halen Basın Müzesi olarak kullanılıyor). Bu sergide kendi resimleri, başka Türk ressamların eserleri, çoğunlukla Hıristiyan ve yabancı ressamların eserleri yer aldı. Ahmet Ali, Abdülaziz’in takdirini kazanarak, padişah yaverliğine atandı. Bu görevi sırasında manzara resimlerinden uzaklaştı ve Mercandaki konağındaki atölyesinde natürmort çalışmaları yaptı. 1884’te mirliva (tuğgeneral), 1890’da da ferik (tümgeneral) rütbesine yükseldi.